|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
» Haberin devamı... |
|
|||||||||||||||||||||||||
|
17 Ağustos ve 12 Kasım 1999’da Türkiye’de
Meydana Gelen Depremlerde Ahşap Yapıların Betonarme binaların 17 Ağustos 1999 İzmit (Kocaeli) ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinde uğradıkları başarısızlık, yalnızca Türk mimar ve mühendislerini betonarme inşaatı yeniden değerlendirmeye zorlamakla kalmadı; aynı zamanda aralarından birkaçının, bir yana bırakılmış olan bir teknoloji, geleneksel Türk ahşap yapı inşası üzerinde yeniden düşünmelerine de yol açtı. İki depremin yol açtığı tahribat, Türk mimar ve mühendisleriyle Türk halkını sarstı. Çöken binlerce betoarme bina İstanbul Büyükşehir alanındaki henüz çökmemiş onbinlerce binanın tipik örnekleriydi. Türkiye’nin doğusunda son 40 yılda büyük depremler oldu ama İstanbul’da henüz olmadı. Uzmanlar İstanbul’un bir büyük deprem ihtimaliyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Acaba ahşap yapı kullanımın artması İstanbul’u daha güvenli kılabilir mi? İstanbul Büyükşehir alanında ahşap Türk binalarını yeniden kurma yönünde bir hareket şimdiden başlamış durumda. Ancak, İstanbul’da gerçek bir ahşap geleneği varlığını sürdürmüyor. Türk mimar ve mühendisleri ölü bir geleneği nasıl canlandıracaklar? Geleneksel mimariyi etkin bir biçimde nasıl kullanıma sokacak ve onu günümüz standartlarında güvenli kılacaklar? Türkiye’nin ahşap binalarının yapı özelliklerini gerektiği gibi değerlendirmek için onları kendi bağlamları içinde anlamamız gerekir. “Türk Evi”, “Osmanlı Evi” ya da “Hayat” denilen şey estetik toplumsal şekillenme ve hatta bina bölümleriyle ilşkisi açısından geniş ölçüde ele alınmışsa da henüz hiç kimse, geleneksel Türk ahşap mimarisinin tasarım ve inşaasını depremlerle ilşkisi açısından incelemiş değildir. |
![]() Bu tebliğde Türkiye’deki tarihsel ahşap mimariyi hem kültürel hem mühendislik açısından bağlamına yerleştirmek amaçlanıyor. Tebliğ üç soruya yanıt arıyor: Birincisi, bu tarihsel ahşap yapıların depreme karşı koymak üzere tasarlandıklarını ileri sürmeyi gerektirecek bir kanıt var mı? Bunun için, tarihsel kayıtlara dönmemiz, dünyanın başka yerlerinde aynı dönemde yapılmış binalarla yakınlıklar olup olmadığına bakmamız ve bir yanıt önermek için ayakta kalmış ahşap binaları değerlendirmemiz gerekiyor. İkinci soru, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinde ahşap binaların performansının ne olduğu. Türk ahşap evlerinin performansını değerlendirerek güçlü yanlarını ve zaaflarını belirleyebilir ve depremlerde doğaları gereği güvenli olup olmadıklarını saptayabiliriz. Üçüncüsü, bu tebliğin birinci ve ikici bölümlerinde ulaşılan vargıları birleştirerek eski binaların tadilatı ve yenilerin inşaası için stratejiler kurulabilir mi? Ahşap binalar yeniden İstanbul Büyükkenti’nin kimi bölümlerinde inşa edilebilir mi? Bu yeni öbekler ya da semtler, depremlerde bugünkü kentten daha güvenli olabilir mi? Bu tebliğle Türk ahşap mimarisi ve depremler konusunda bilimsel bir diyaloğun başlatılması amaçlanıyor. Bu geniş konunun tam bir incelenişini burada sunmam olanaksız ama umuyorum ki, bu tebliğ daha derin bir tartışmayı kızıştıracak ve böylece gelecekte yapılacak araştırmaları özendirecektir. Stephen Tobriner |