AHSAP EV
BOYA
DUVAR PANEL
EMPRENYE
KAPI
KAPLAMA
KERESTE
KONTRPLAK
MERDİVEN
OSB
OYUN PARKLARI
PARKE
PENCERE
PROFİL
SAUNA
ZEMİN KORUYUCU
 


 

» Haberin devamı...    
 








 

 

 


İstanbul'da deprem tehlikesi

Dr. Turgut Cansever:  “Küçük kıyamet olarak adlandırılan 1509 Depremi’nden sonra alınan tedbirler neticesinde, kubbeli yapı ve ahşap iskelet teknikleri ile vücuda getirilen yapılar için geliştirilen tedbirler, 1766 Depremi’nin nispeten  az zararla atlatılmasını sağlamıştır.”

Varlığın hareketli ve sürekli oluşum içinde olduğu inancı, Osmanlı sivil mimarisinde ahşap karkas yapı teknolojisinin yaygın  kulanımında ifadesini bulmuştur. Küçük kıyamet olarak adlandırılan 1509 Depremi’nden sonra alınan tedbirler neticesinde, kubbeli yapı ve ahşap iskelet teknikleri ile vücuda getirilen yapılar için geliştirilen tedbirler, 1766 Depremi’nin nispeten  az zararla atlatılmasını sağlamıştır.

Ancak, 19. asırdan itibaren yabancı ustalar tarafından İstanbul’da yığma yapı tekniği yaygın olarak uygulanmaya  başlanması, Batı Avrupa’nın kalıcı, ağır yapı teknolojilerine duyulan hayranlık, kagir yapılardan oluşan kalıcı şehir dokularının benimsenmesi ile sonuçlanmıştır.

Öte yandan, son yetmiş yılda Anadolu şehirlerinde mevcut ahşap yapı stoğu yıkılmış, bunların yerlerine çok katlı, yoğun imar planları marifeti ile legalleştirilen spekülatif, betonarme apartman inşaatı teşvik edilmiştir. Mimari ve teknik özellikleri bakımından tümüyle yetersiz bu yapılaşma ile şehirlerimiz, içinde insanca yaşanması imkansız, çirkin, seviyesiz yerleşmelere dönüştüler.

Esasen spekülatif amaçlar ile tarihi şehir dokularını, bu dokuların ayrılmaz parçaları olan ahşap yapı tekniklerini, yaşayan ev kültürünü tasviye eden bu yanılgılar dizisi, 12 Ağustos ve 17 Kasım Depremleri ile yaşanan felaketlerin sebebini teşkil etmektedir.

İstanbul’u da tehdit eden benzer bir depremin yaratacağı felaketi aşabilmek için neler yapılabilir sorusuna cevap bulmak gayesi ile Kasım 1999 ile Mayıs 2000 arasında bir dizi toplantı düzenleyerek konu çeşitli uzmanlarla tartışıldı.

İstanbul’daki yapı stokunun %70’den fazlasını gecekondular ile bunlara zaman içinde kat ilave edilerek oluşturulan kaçak apartman gecekondular meydana getirmektedir. Ayrıca, betonarme inşaatta kullanılan kumun deniz kumu olduğu, beton kalitesinin olması gerekenin yarısından daha zayıf olduğu, demir kalitesinin de uygun olmadığı tüm uzmanların bildiği bir gerçektir.

Öte yandan, projeli yapılmış yapıların büyük çoğunluğunun mühendislik projeleri açısından önemli yanlışlar içerdiği  yetkililerce ifade edilmektedir. 17 Ağustos Depremi’nden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan 100.000 kadar hasarlı yapı müracaatının büyük kısmının bu sözde düzenli yapı stoku sahiplerinden gelmiş olması, bu durumu kanıtlamaktadır. Yapı ölçeğindeki yanlışların yanısıra, zemin özelliklerinin gerektiği gibi göz önüne alınmadığı gerçeği de ortadadır. Bitişik nizamda 5-6 metrelik yollar üzerinde yer alan çok katlı apartmanların depremde yıkılmaları halinde kurtarma çalışmalarının güçlüğü ve çıkacak yangınların sebep olacağı felaketin büyüklüğü tahmin edilebilir.

İstanbul nüfusunun % 80’ini tehdit eden bu tehlikenin betonarme iskeletin takviyesi, sağlamlaştırılması denilen tekniklerle kısa sürede aşılması zor, hatta imkansızdır. İstanbul’daki mevcut yapı stoğununun kötü durumu ve sağlamlaştırma işini bilen

 
inşaat mühendisi imkanı göz önünde bulundurulduğunda, uzmanların belirttiğine göre, yapılacak sağlamlaştırma çalışması, yaklaşık 10.000 mühendisin katılacağı bir çalışma ile en az 15-20 senede tamamlanabilecektir. Ayrıca birçok uzman sağlamlaştırılmış yapıların da depremde hasar göreceğini, sağlamlaştırmanın ancak can kaybını azaltacağını ifade etmişlerdir.
Mevcut yapı stoğunun kötü durumu ve önerilen sağlamlaştırma işinin yapılabilirliliği ve hasar görme ihtimali göz önünde bulundurulduğunda, milyonlarca insanın hayatını tehdit eden bir depremin yaratacağı felaketi aşmak, bu felaketin sebep olacağı ekonomik kayıpların oluşmasını önlemek için tehlike altındaki nüfusun ve iş alanlarının planlı bir şekilde yeni şehirlere taşınmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Aksi halde, milyonlarca insanımızın hayatını kaybetmesi veya sokakta kalması yanında, ülke ekonomisi de büyük ölçüde tahrip olacaktır. Yeni şehirlerin nasıl inşa edileceği cevaplanması gereken en önemli sorudur. Bu yeni şehirlerin yapı stoğunun en büyük kısmını teşkil edecek konutların bir ve iki katlı depreme dayanıklı evlerden oluşması esas olmalıdır.

Karkasın, Osmanlı ahşap karkasında olduğu gibi standartlaşmış ahşap, çelik veya hafif betonarme parçaların birleştirilmesi ile oluşturulması; ciddi maliyet tasarrufu temin edecektir. Bugün bu tekniklerle konutlarını üreten gelişmiş ülkelerdeki metrekare inşaat maliyetinin ülkemizdeki maliyetin yarısından daha az olduğu bilinmektedir. Önerildiği gibi yapı teknolojilerinin doğru uygulanabilmesi için mevcut iş gücünün eğitilmesi, bu tür prefabrik yapı elemanlarının üretimi için gerekli yatırımların yapılması da mümkündür. Önemli olan uygun, ucuz ve kolay yapı teknolojileri göz önünde bulundurularak, doğru uygulanabilir mimari standartların seçkin mimarların katılımı ile oluşturulmasıdır. Ancak böylelikle halkımız için hem depreme dayanıklı evler temin etmek, hem de güzel bir yaşam çevresi oluşturmak mümkün olacaktır.

Konut stoğunun yanısıra, ülkemizin en önemli kültür varlıklarından olan İstanbul’daki tarihi eserler de deprem tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Ayasofya, Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, Fatih Camii ve Beyazıt Camii 17 Ağustos Depremi’nde ciddi şekilde hasar görmüşlerdir. Şehzade Camii ile Süleymaniye Camii’nin minarelerinin ise yalnış restorasyonlar sebebi ile  tehlikeye maruz kaldıkları bilinmektedir. Deprem tehdidi altında bulunan İstanbul nüfusunun yeni şehirlere taşınması ve İstanbul’daki tarihi kültür mirasının depreme karşı gerekli tedbirlerle takviye edilmesi acil çözüm bekleyen sorunlardır. Gerekli çözümleri bulmak ahlaki bir vazifedir. Son olarak konunun sadece İstanbul ile sınırlı olmadığı, Türkiye sınırları içindeki hemen tüm bölgelerin depremden etkilenebileceği unutulmamalıdır.