AHSAP EV
BOYA
DUVAR PANEL
EMPRENYE
KAPI
KAPLAMA
KERESTE
KONTRPLAK
MERDİVEN
OSB
OYUN PARKLARI
PARKE
PENCERE
PROFİL
SAUNA
ZEMİN KORUYUCU
 

 


 

» Haberin devamı...    

 

   
   
     


  

 
  

 
   
    

 

 
Düzce Yöresinde 
Anıt Ağaçlar


“Anıt ağaç; yaş, çap ve boy itibariyle kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan yöre folkloründe, kültür ve tarihinde özel yeri bulunan, geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan ağaçlardır.”
Anıt Ağaçlarının Tanımı
Her biyolojik varlık gibi ağaçlar da türlerine göre yüzyıllar veya binyıllarla ifade edilen, değişik doğal ömürlere sahip olduğu gibi; bu varlıkların  yaşlandıkça işlevsel, estetik ve kültürel değerleri artmaktadır. Ancak teknolojinin getirdiği sorunlar nedeniyle yeşil, doğal yapısı bozulmamış sahaların korunması önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. İşte anıtsal özelliklere sahip olan ağaçlar da, bu anlamda tespit ve tescil edilmesi, korunması gereken doğal mirasın bir parçası olmaktadır. Birçok yazar tarafından anıt ağacın tanımı yapılmıştır, ancak bunların içinde kıymete değer ve oldukça kapsamlı bir tanım olan 1999 da Asan tarafından yapılmıştır. Buna göre anıt ağaç: “Yaş, çap ve boy itibariyle kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan yöre folklöründe, kültür ve tarihinde özel yeri bulunan, geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan ağaçlardır.”  Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, bir ağacı anıt yapan özelliklerin başında fiziksel boyutları ile mistik ve folklorik özellikleri gelmektedir. Özellikle çap ve boy gibi doğrudan göze hitap eden fiziksel özellikler yanında, yaş da bu konuda en belirleyici kriterlerdendir.
Önemli olan bir diğer bir tanım ise;  (Kültürel ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından yapılmıştır.) ”Doğal yapısı, ölçüleri ve diğer özellikleri bakımından anıtsal nitelik kazanmış bulunan  ağaçlara anıt ağaç denilir.” Verilen bilgiler, tanımlar ve yeni ortaya atılan düşünceler dikkate alınarak anıt ağaçları şöyle tanımlamak mümkündür: “Yaşadığı süre içerisinde, bulunduğu yöre halkı üzerinde tarihi, kültürel ve folklorik olarak  olumlu ya da olumsuz derin izler bırakan, dünyada veya Türkiye’de sayılı üstün boy, göğüs çapı, çevre, tepe genişliği, yaş (doğal ömrü), plastik değer bakımından benzerinden farklı görünüm niteliklerine sahip ve sağlık bakımından pozitif veya negatif özellikleri itibariyle olağanüstü ölçülere sahip olan ağaçlara denir.”
Anıt ağaçların kültürel ve mistik yönlerine baktığımızda çok eski devirlere dayandığını görüyoruz. Anıtsal niteliği bulunan ağaçların önemli bir bölümü günümüze kadar yaşayabilme şansını kutsal ve mistik mekanlarda yer almalarına borçludur. Bu nedenle, her anıt ağacın, az ya da çok, belirli ölçüde mistik bir yönü vardır. Örneğin, Kahramanmaraş’ın Kale Köyü mezarlığında bulunan 40-50 m. boy ve 100-160 cm. çaplı 90 adet ağacın oluşturduğu anıt sedir meşceresi varlığını Kasım Dede adıyla anılan bir yatıra borçludur. Yine, İstanbul’un fethinden sonra Sümbül Efendi Dergahı (Kocamustafa Paşa-İstanbul) olarak bilinen eski manastırdaki bir servi ağacın ne kadar kutsal olduğunu, kendisini ziyaret eden binlerce insandan anlaşılmaktadır. Keza, Lübnan’da Bischerre Köyü civarındaki sedir orman içinde, bugün yaşı 3000 yılın üzerinde olan dev bir sedir ağacı bulunmaktadır. Yöre halkı tarafından Allah’ın Sediri adıyla anılan bu ağacın, oradaki tüm sedir ormanlarının atası olduğuna inanıldığı için, hemen yakınındaki tapınaklarda görevli rahipler kimi ayinlerini bu anıt ağacın altında yapmaktadır. (Asan 1993, 1999) Ayrıca Dicle Nehri ile Fırat Nehri’nin birleştiği yerde (Basra şehrinin Kurna Kasabası’nda) bulunan Cennet Ağacı (Hazreti Adem’in Ağacı) diye bilinen kutsal Hünnap Ağacı (Zizyphus spina-christi) hala Basra halkı tarafından bir ziyaretgah olarak kullanılmaktadır. İşte anıt ağaçlar ve anıt meşcereler uzun bir dönem hayatta kalabilmelerini büyük ölçüde mistik ve folklorik özelliklerine borçlu olduğunu bu örneklerde de görüyoruz.

Ağaçlarda Yaşlanma
Orman ağaçları çok uzun zamanlardan beri insanların  yaşamlarında, meyvesi ve odunu gibi yararları yanında, mistik ve folklorik yönleri ile de önemli bir yer işgal etmiştir. Günümüz insanının ağaçlara olan ilgilerinde estetik ve işlevsel özelliklerin  ön plana çıktığı görülmektedir. İşlevsel açıdan ağaçların havayı arıtma, gölgeleme, gürültüyü azaltma, tozları tutma, toprak koruma ve kent içi iklim koşullarını iyileştirme gibi sayısız yararları vardır. Estetik ya da görsel açıdan taşıdıkları değeri ise, Gilbert Ceabro’un sözü “Bazen tek başına bir ağaç bile insanın yaratabileceğinden çok daha güzel bir peyzaj yaratır.”  açıklamaya yeterlidir.

Ağaçların doğal ömürleri yüzlerce, hatta bazı türlerde binlerce yıla ulaşabilmektedir. Bazı türlerde görsel ve işlevsel açıdan taşıdıkları değerler ağaç geliştikçe ve yaşlandıkça daha da artar. Ancak her ağacın yaşam süreci türlere ve yetiştiği ortam koşullarına göre büyük farklılıklar gösterir. Genel olarak bir ağacın yaşamı, morfolojik ve fizyolojik fonksiyonlarındaki değişimlerle ayırt edilen 10 ayrı gelişme evresinde oluşur. Bu evrelerin ilk 4’ü ağacın morfogenetik programına göre kendine özgü şekillenmesini gerçekleştirdiği dönemi kapsar. 5. ve 6. evrelerinde son gövde ve tepe tacının oluşumu tamamlanır. 7. evre  ağacın maksimum hacmine ulaştığı evredir. Bu evreden sonra ağacın yaşamı kritik bir döneme girer ve birbirini izleyen 8. (zayıflama evresi),  9. (çöküntü evresi) ve 10. (ikinci hayat evresi) evreler ile ağacın doğal yaşamı son bulur (Dirik 1999). Ağaçlarda yaşlanmanın en belirgin olduğu evreler 8. 9. ve 10. evrelerdir. Anıt ağaçlarının büyük çoğunluğu da esasen bu evrelere ulaşmış ağaçlardan oluşur. Ağaçlar 8. evrede en gelişmiş durumdadır ve aynı zamanda  büyüme gücü de belli bir düzeyde azalma gösterir. Bu nedenle  ağaçlar vejetasyon döneminde geliştirebildikleri zayıf sürgünlerle oldukça büyük bir kütleyi beslemek zorunda kalırlar ve ana dalların alt yüzeylerinde başlayan kurumalar gitgide yaygınlaşır. Ayrıca bu evre kök sistemlerinde zayıflamanın başladığı bir dönemdir. 8. evre bazen 50 yıl gibi çok uzun bir süreyi kapsayabilir. 9. evre ile birlikte kurumalar tepe tacının üst kısımlarında da görülmeye başlar ve dallar mekanik dirençlerini yavaş yavaş kaybederek aşağı doğru eğilirler. Bu evrede vejetasyon döneminde oluşan yapraklanmalar artık ağaca yüklenmiş odun birikimini besleyebilme kapasitesinde değildir. Kurumalar zamanla gövdeye doğru arttıkça ağaç hacmi ve yaprak kitlesi azalır. Birçok türün doğal ömrü bu evrenin bitimi ile sona erer. 10. evre ağaçlar için ikinci hayat evresidir. Bu evreye çürümüş, kovuklaşmış gövde üzerinde güçlü sürgünler oluşturabilme yeteneğindeki türlerde ve bireylerde ulaşılır. Söz konusu sürgünler (proleptik sürgünler) güçlenerek gövdeyi her yönden sararlar,  adeta tam bir ağaç oluştururlar.

Anıt Ağaç Kriterleri
Eski ve yeni öneriler dikkate alındığında, bir ağacı anıt yapan özelliklerin başında ağacın fiziksel boyutu (göğüs çapı ve üstün boy) ile mistik ve folklorik özelliklerin geldiği görülmektedir. Ancak, izleyenlerde takdir ve hayranlık duygusu uyandırmak suretiyle birey ve toplum teknolojisini etkilese de, bu iki nitelik bir ağacı anıtlaştırmak için yeterli değildir. Çünkü anıt ağaçların kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması  zorunlundur. Sadece bu zorunluluk nedeniyledir ki hızlı büyüyen ağaç türlerinden kavak, söğüt, kızılağaç gibi ağaçlar nedenli hacimli ve görkemli olurlarsa olsunlar anıt sayılmamaktadır. Diğer taraftan çalı ve bodur formunda olan örneğin Kermes Meşesi (Quercus coccifera) gibi bireyler ne kadar yaşarsa yaşasın, çap ve boy gibi görsel ölçütler yönünün doyurucu olmayışı yöre kültürü ve tarihi açısından herhangi bir anlam taşımayan yaşlı ağaçlarda, bilimsel olarak ne denli önemli olursa olsun anıt ağaç sayılmazlar. 

 

Çünkü, albenisini artıran renkli çiçekleri veya ilginç bir yaprak oluşumuna sahip değilse, kendisini izleyen sıradan insanlara  yeşili ve doğayı anımsatan canlı bir varlık olma dışında hiçbir anlam ifade etmezler (Genç ve Ark.1999). Ağaçlara anıtsal nitelik kazandıran ikinci grup özellikler ise, ilgili ağaca atfolunan moral ve kültürel ayrıcalıklardır. Fiziksel boyut yönünden olağanüstü sayılmasa da, yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olmak veya yöresel ya da ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelmek ve onlara tanıklık etmek de ağaçlara anıtsal nitelik kazandırmaktadır. Bugün cami, mescit ve türbe avlularında karşılaşılan dev çınarlar, serviler ve ıhlamurlar hep bu mistik kültürün bizlere armağan ettiği birer doğal mirastır.
Anıtsal nitelik taşımasalar da, yerleşim alanlarının içinde ve hemen bitişiğindeki yeşil doku üzerinde bulunan, doğal peyzajı bütünleyerek estetik etkisini yükselten, tek veya sıra ve gruplar halindeki ağaçların özellikle büyük şehirler ve metropoller için hayati önem taşıdığı bilinmektedir. Toplum sağlığı ve çevre etkisi yönünden, bu ağaçların koruma altına alınması ayrı bir önem taşımaktadır. Ancak, sadece korumalarını garanti altına alabilmek amacıyla, böyle ağaçları anıt ağaç statüsü içine sokmanın teknik ve bilimsel açıdan yanlış olacağı da ortadadır. Bu bağlamda, anıt ağaç ile korunması gereken ağaç kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekmektedir  (Yaltırık 1994).
Anıt ağaçların tarihi, folklorik, mistik, boy, göğüs çapı, çevre, tepe genişliği ve tahmini yaşı gibi genel kriterlere ek olarak, anıt ağaç değerlendirmelerinde aşağıda belirtilen ölçütlere de dikkat etmek gerekir. Anıt ağacın değerlendirilmesinde bireyin sağlıklı olması, en az üstün bir özelliğe sahip olması (boyu, göğüs çapı, yaşı gibi), dünyada  veya Türkiye’de sayılı bir ağaç olmasının yanında; pozitif özellikler olarak özellikle normal halinin dışında kabuk, yaprak, çiçek, meyve veya kozalak rengi; dallanma, çatallanma, gövde şekillenmesi v.b; bulunduğu yer (ormanda, meşcerede, grupta, kümede, tek ve bunların da kentte mi yoksa kırsal alanda mı olduğu) gibi farklı kriterler de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, bireyde görülen tepe çökmesi (ilerlemiş mi yoksa yeni mi), böcek ve mantar zararı, gövdede kovuğun ve yaranın olması gibi özellikler anıt ağacı değerlendirmelerinde dikkate alınmalı ve istenmeyen vasıflar olduğu bilinmelidir.       Anıt ağaçlar sadece görsel etkilerden dolayı değil, aynı zamanda kendi popülasyonlarının ve hatta bireysel düzeyde çok ender genotiplerinin, yüzyıllar ötesinden günümüze  ulaşabilmiş birer temsilci olarak korumak zorundayız. Belki de olayın dikkati çeken esas yönü, bu olmalıdır.
Doğal ve kültürel mirasımız içinde önemli bir yeri olan anıt ağaçlarımız  ülkemizdeki savurganlıktan nasibini almıştır ve almaya da devam etmektedir. Onun için bu değerlere sahip çıkılması ve korunması gerekir. Aksi takdirde (Resim 8-9) Quercus robur ssp. robur ve Platanus orientalis gibi  insafsızca yok edilirler.
Türkiye’de başta arazi yapısı ve ulaşım yetersizliği gibi nedenlerden dolayı henüz ulaşılamamış orman alanları bulunmaktadır. Bu tür alanlarda henüz tespit edilmemiş anıt ağaç ve meşcerelerin bulunduğu kanısındayız. Ülkemizde arazi yapısının çok değişkenlik göstermesi ve ulaşım yetersizliği nedeniyle henüz ulaşılamamış pek çok orman bulunmakta olduğu gibi, genellikle sarp arazilerde insan müdahalesinden uzak ve orman sınırlarına yakın yüksekliklerde bulunan bu alanlar içerisinde doğal anıt olabilecek ağaç ve orman parçaları olduğu kanısındayız. Ortak mirasımızın en seçkin öğelerini oluşturan bu canlı organizmalar, süzülüp geldikleri yüzyıllar içerisinde pek çok olaylara tanıklık ettiklerinden birey ve toplum üzerinde derin etki bırakmaktadır. Anıt ağaçların yaşayan varlıklar oluşu, bu doğa harikalarını daha çok korumaya muhtaç hale getirmektedir  (Asan  1998).
Ülkemiz ormanları uzun zamanlardan beri aşırı derecede tahribata uğramış olmasına rağmen, anıtsal nitelik taşıyan ağaç ve orman parçaları yönünden zengindir. İnsan ve doğanın tarihine tanıklık eden bu değerler, bilimsel olarak tespit ve tescil edilerek koruma altına alınması gerekir. Bu değerlerimizin gerçek anlamda korunabilmesi ve gelecek nesillere aktarılabilmesi ancak  topluma mal edilmesiyle mümkün olabilir.
Anıt Ağaçların Tabiat Anıtları İçindeki Yeri
Doğal kaynakların ve ormanların özveriyle korunması ve gelecek kuşaklara miras  bırakılması önemli görevlerimizden birisi olmalıdır. Bilindiği gibi orman sadece ağaçlardan oluşan bir varlık değildir. Orman taşıyla, toprağıyla, flora ve faunasıyla kısaca bünyesinde bulunan  canlı ve cansız bütün öğelerle bir yaşam birliğidir. Bu yüzden ormanları korumak ve gelecek kuşaklara bırakmak demek, bu yaşam birliği içinde mevcut bulunan doğal ve yapay bütün değerleri korumak ve sahip çıkmak ile mümkündür. Ormanın asıl varlıkları olan ağaçların yanında; yüzlerce hatta binlerce yıl önce, doğal koşullar altında oluşmuş; dağlar, tepeler, kayalıklar, şelaleler, ılıcalar, su kaynakları, çağlayanlar, tabiat anıtı olarak nitelendirilir.
Milli Parklar Kanunu’na göre; tabiat anıtı: “Tabiat ve tabiat olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değerlere sahip ve milli park esasları dahilinde korunan tabiat parçalarıdır”.
Anıt ağaç ve ağaç toplumlarının, ‘tabiat anıtları’ içinde, kendine özgü bir ayrıcalığı vardır, çünkü canlıdır. İnsanlarda bambaşka duygular çağrıştırır. Anıt ağaç sanki, yüzyıllar ötesinden günümüze görevli bırakılan önemli bir konuk, değerli bir tanıktır. Anıt ağaç bu işlevine yaşadığı veya yaşamasına izin verildiği sürece devam etmekten hiç kaçınmayan bir dosttur. Anıt ağaçlar hastalandığında tedavi edilebilir, fakat onu yok ettiğiniz zaman bir daha geri getiremezsiniz ve onarıp  gelecek nesillere bırakma şansınız yoktur. Bu nedenle tabiat anıtı ve anıt ağacın değerini bilmeli ve onları bütün varlığıyla korumalıyız.

Prof.Dr. Yavuz Yavuzşefik
Arş.Gör. Emrah ÇİÇEK
Arş.Gör. Bilal ÇETİN
A.İ.B.Ü. Orman Fakültesi – DÜZCE

Yararlanılan Kaynaklar
Asan, Ü. 1999 a :Anıt Ağaç Kriterleri. Teknik Bülten Dergisi,Sayı: 3.
Asan, Ü. 1999 b : Çevre  Koruma  ve  Anıt  Ormanlarımız. Tabiat ve İnsan Dergisi, Sayı: 2.
Asan, Ü. 1998: Anıtsal Meşeler. Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu,
İ. Ü. Orman Botaniği Anabilim Dalı.   
Asan, Ü. 1993: Mistik ve folklorik Yönüyle Anıt Ağaçlarımız. Yeşile Çerçeve Dergisi, Sayı: 23.
Dirik, H. 1999: Ağaçlarda Yaşlanma ve Yaşlı Ağaçlarda Bakım Sorunları. Peyzaj Mimarları Odası. Peyzaj Mimarlığı Dergisi, Sayı:7.
Genç, M; Güner, Ş. T; Günger M. 1999:   Eğridir-Kapıdağ Anıt Sedirleri. Çevre ve İnsan Dergisi, Sayı:45.
Yaltırık, F. 1994: Tarihi ve Anıtsal Nitelikteki Ağaç ve Ormanlarımız. Sandoz Dergisi.  Sayı: 4.