|
TABELAMIZ ALINYAZIMIZDIR
“Müşteri mağazadan içeri girdiğinde
Akçakıl'a girdim demez İstikbal'in mağazasına geldim der. Tabelaları da
her bayinin alınyazısıdır, alınyazısı da inmez.”
1993
yılından beri İstikbal'in bayisiyim. Üsküdar'daki
ilk showroomlar
dan birisiyiz. İstikbal'e girişimiz şöyle ben zaten memleket olarak
Niğde'liyim mobilyacılık ve halıcılık kuşağından geldiğim için, bu işi iyi
kötü bildiğimizi zannediyorum. Modüler mobilya, sökülüp takılan koltuk,
yatak, kanepe olsun tüm bunlar, mağazalara, tüketiciye, bayilere değişik
bir trend kazandırdı. Eskiden kamyonla Ankara'dan, İnegöl'den veya başka
yerlerden gelen demonte olmayan, sökülüp takılamayan, defolu, garantisi
olmayan mallar vardı. Müşterinin de zoraki aldığı ürünlerdi bunlar, artık
günümüzde böyle değil.
TÜKETİCİNİN TALEBİ YÖNÜNDE
1990’lı yıllarda sektörde markalaşmış, belli bir standart ve kaliteyle
haiz ürünleri çıktı. İlk yıllarda bu denli çeşit yoktu. İnsanların renk,
desen, model, ve çeşitliğe ihtiyacı vardı. Böylece tüketicinin talebi
yönünde bir üretim gerçekleşmiş oldu. İstikbal olsun, diğer markalar olsun
Türkiye'de bu boşluğu iyi doldurdular; kendilerini tebrik ediyoruz. Satış
sonrasında ürünün arızalı çıkması ihtimaline karşılık, tüketici direkt
servis ile muhatap oluyor, istediği kumaşın rengini zaman içerisinde
alabilmek gibi olumlu yanları ile satış sonrası hizmet sistemi kendini
kabul ettirdi. Ama iki senedir krizlerden dolayı tüketicilerin alım
gücünün düştüğünü, ürün fiyatlarının anormal bir biçimde yükselişe
geçtiğini görüyoruz.
TÜKETİCİ DE DÜŞÜNÜLMELİ
Yani bugün İstikbal'in ya da herhangi bir firmanın koltuk grubu olsun,
kanepe grubu olsun yüzde yüze yakın fiyat farkları var. Bizlerin ve
tüketicinin de hakları düşünülmeli, bu konu üzerinde dikkatle durulmalı.
Bayiler bağırıyor, isyan ediyor ama kendi kendilerine söyleniyorlar;
derdini anlatacak kimseyi bulamıyor. Ben bayi olarak şahsen üzülüyorum.
Mağaza kiralarının arş-ı alaya çıktığı dönemde, sektörün büyük ve
dekoratifi mekanlar istediğini düşünecek olursak mağza giderlerinin hayli
fazla olduğu görülür. Bugün üç milyarın altında kiralık yer bulamazsınız.
Muhtasarıydı, elemanıydı, nakliyesiydi, mazotuydu, muhasebesiydi v.b gibi.
Yani giderleri bir türlü durduramadığınız, satışlarında düştüğü böyle
zamanlarda ciro yapıyorsunuz ama ciroyu neye göre yapıyorsunuz? Ben KDV'yi
kesinlikle cirodan saymıyorum saymadımda. Siz yüz milyarlık ciro
yapıyorsunuz, bu cironun yirmi beş milyarı yani dörtte biri zaten
kendiliğinden düşmüş oluyor.
EĞER BİZ BİR AİLEYSEK
Siz bu rakamı aldığınız zaman KDV’yi yirmi gün sonra ödüyorsunuz,
müşteriden de on ay sonra tahsil ediyorsunuz. En son senedin bir tanesi
kârınız, bir tanesi de KDV oluyor o da gelirse! On iki ay vadeyle
sattığınız ürünün kârı, size en erken on dört ayda geri dönüyor. Üretici
firmaların yöneticileri bunları görmeliler. Eğer biz bir aileysek
hepimizin varlığı birbirine bağlıdır, kendimize ve birbirimize saygılı
olursak müşteriye de saygılı olacağız. İşin müşteri ve bayi yönüne
baktığımızda çok fazla para kazandığımız söylenemez, sabahlara kadar
ışıklı tabelalarımız yanar kendi ismimiz yazmaz. Müşteri mağazadan içeri
girdiğinde Akçakıl'a girdim demez İstikbal'in mağazasına geldim der.
Tabelaları da her bayinin alınyazısıdır, alınyazısı da inmez. Bence
üretici firma il bazında toplantılar yapmalı, örneğin Sarıgazi'de ne
satılır, Ümraniye'de ne gider, müşterinin isteği hangi doğrultuda ne renk
istiyor, nasıl kumaş istiyor, nasıl yatak istiyor? Üretimde bunların
düşünülmesi ve gözönüne alınması gerekiyor.
|