|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
» Haberin devamı... | ||||||||||||||||||||||||
|
Bursa"da Yanındaki mevcut lokantaya, bütünlüğü sağlamak amacı ile ahşap bir müdahalede bulunduk. Sonradan kendi başlarına yaptıkları müdahale sürdü gitti. Bugünlerde; ışıklı tabelalar, sarı-kırmızı ışık zincirleri, tam köşeye dikilmiş otopark levhası ve biraz ilerdeki oto yıkama makinesi ile zenginleştiği sanılan çevre, kontrolsuz gelişmekte. Ben nerede miyim? Her gün önünden geçmekte, ulu orta söylenmekte, ama ısrarla bu eylemin dışında tutulmaktayım. Gece görünümünü yukarıdaki ölçülerde planlamaya çalıştım. Dışarıda artık yanmayan bazı lambalar, içeride floresandan alınan destek ışıklar işin tadını kaçırdı kaçırmasına ama, “benim camim!” demekten hala hoşlanıyorum. Bir gece detayı. Kurşun ve arduvaz kiremit kaplı organik çatı, başkaları tarafından “göğe yükselen kalemler” olarak yorumlanan kolonları ile mimarinin bir özeti gibi... Plan şeması yukarıdaki
gibi karemsi. Son cemaat yeri ve hanımlar bölümü alçak bir çiçek
duvarı ile ayrılmış. Taşıyıcı olmayan duvarlar mekanı çevreliyor.
Betonarme kolonlar yapının dışında ve asimetrik dizilmiş. Ahşap çatı
12.5 m. açıklığı rahatça geçiyor ve asimetriklikten yararlanıp,
organik bir üst kabuk oluşturuyor. Minare sembolik görevini üstlenmek
üzere geriye çekilmiş ve kabukları iyice soyulmuş. |
![]() Üç tip ahşap kiriş kullandım. Ama onları aşağıdaki gibi, bir eksen etrafında döndürerek, birbirinin tersi konumda kullanarak, organik çatının alt yapısını elde ettim. Ettim de ne oldu? Yerinde yapılan müdahale ve ustaların sabrı ile yukarıda gördüğünüz plastik oluşum ortaya çıktı. Bu görünüş camiye ne kattı? Bir ibadet mekanı bu tip plastik kaygıları taşımalı mı? En doğru cevabı sizler, caminin müdavimleri ile birlikte vereceksiniz. İşte iç mekan. Kapıdan girer girmez başımızı tavana çevirince gördüğümüz gökyüzü dilimleri ve ahşap tavan. Dıştaki heykelimsi tavır içe, eğimi birbirine uymayan bir sürü ahşap yüzey ile yansıyor sanki!.. Başımızı biraz öne eğince karşımıza mihrap, minber, dışarı ile görsel ilişkiye açık köşe pencereler ve belki de ilk defa cami içinde kullanılan canlı çiçekler çıkıyor. Kubbe direncinin bir numara küçüğünü çiçeklerde yaşadım. Günah olmadığına ikna ettikten sonra, bakım sorununu halletmek için, altta haznesi olan ve suyu bitince basit bir şamandıra ile bizi haberdar eden betopan saksıları Antalya’da yaptırdık. Cemaat mutlu, çiçekler yerini sevdi. Bir kabuk daha kırıldı. İç mekandan son fotoğraf, yandan bir bakış. Son cemaat yeri görülüyor. Diğer tarafı da kadınlar köşesi. İç aydınlığın yoğunluğu hissediliyor. Homojen dağılım becerilmiş gibi. Bütün bunlardan amacım neydi? “Yahu şunu bir de içerden göreyim” dedirten bir tasarım elde etmek. Klasik kalıpları ve alışılmış formları aşmaya çalışmak. Revizyona uğramış değil yeni olan bir şeyler tasarlamak. Peki ne için? Kendimi rahatlatmak için mi? Hayır!.. Dile düşen deyişle: “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim!” İbadetin mekanı artık sorgulansın, çağdaş yaşantıya ve aydın düşünceye yeni açılımlar getirsin, sevimli ve güncel olsun diye. Yaşamın bir uzantısı gibi zorlamasız ve kolayca yerini alsın diye... Sürçü lisan etmek kulların harcıdır. Mimarların haydi haydi. Elimizin sürçtüğü tasarım ve imalat hataları ile birlikte bizleri “geri besleme” dedikleri usulde bilgilendirin. Gerçek gelişme ve mimarlık adına yeni olmayı, ancak o zaman yakalayabiliriz. Haydi! Benden başlayarak ve aynı keskinlikte tüm örnekler üzerinde devam etmek üzere kalemlerinizi kuşanın ve düşündüklerinizi söyleyin. |