|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
» Haberin devamı... |
|||||||||||||||||||||||||
|
Adapazarı
Pamukova’da
Ana
binaya henüz müdahale edemedik ama, bittiğinde “nereye kayboldu o
eski tesis?” dedirtecek bir değişim yaşanacağa benziyor. Mimarın
asli görevlerinden birinin “hokus-pokus”çuluk olduğunu bilmem daha
önce söylemiş miydim? Ünlü bir söz vardır “Doktorlar hatalarını
gömerler, mimarlar üstüne sarmaşık dikerler”. Yani “aslen var
ama, artık gözükmüyor” mantığının, hatayı kurtaracağını düşünür
bazıları. Fakat buradaki müdahale daha kapsamlı olacağa benziyor.
Binanın önemli bölümlerinden yıkarak vazgeçmek ve tüm lokanta ağırlığını
zemin kata indirmek niyetindeyiz. Bu arada ahşaba iyice ağırlık
vererek betonun soğukluğundan kurtulmak da önemli beklentimiz. Yani
sadece sarmaşığa güvenmiyoruz bu kez. Kuzine’deki
takıntımı hatırlayanlar, içlerinden “bu da ikinci tuhaf isim, bakalım
şimdi ne yumurtlayacak?” demektedirler. Doğrusu bu isim de benim için
sürpriz oldu. Ama sevgili işverenim Cemal Canbulat; “abi ismi ne
olsun?” diye bana defalarca sormuştu. İsim babalığı da hoş bir
mimari görevdir, fakat bu kez fena halde ıskaladım. Yani kabahat şimdi
tamamen bende. Bu arada ok da yaydan çıkmış vaziyette, çünkü yol
boyu koca tabelalarda “Grill House” deklare edilmiş durumda artık.
Bu ismin altına ekleyeceğimiz “et lokantası” ya da “ızgara
evi” gibi yurdum lisanından açıklama ile durumu kurtarmaya çalışacağız.
İşin
ilginç yönü, davetkar olur niyetine düşünülen bu sosyetik ismin,
tersine, müşteriyi uzaklaştırdığını hemen fark etmiş durumda işveren.
Çünkü tesisin biraz lüks görünümü, yabancı bir isimle
desteklenince, “buradan kim bilir kaç paraya çıkarım?” endişesi
insanları ürkütmekte. Halbuki yüksek kaliteye rağmen fiyatlar son
derece makul. Bunu anlatabilmek için kocaman, ışıklı bir mönü
vitrini hazırlayıp otopark tarafına koymayı düşünüyoruz. Bu
arada şunu da sorgulamak gerek. Lüks görünüm nasıl bir şeydir?
Benim kanaatim şudur; özenli bir planlama ile doğru malzemeleri bir
araya getirdiğinizde ortaya derhal lüks bir imaj çıkıveriyor. Çünkü
bizler, göze hoş gelen, uyumlu bir görüntünün ancak çok para
harcanarak ortaya çıkacağına koşullanmışız bir kere. Düşünce ürünü
olmakla para harcanmış olmanın aynı sonucu doğurmayacağını henüz
öğrenemedik. Galiba bu bir toplumsal eğitim sorunu!.. Yine
ahşap, yine ahşap... Aksine teknik bir zorlama ile karşılaşmadığım
sürece ahşabı yoğun bir şekilde kullanmaya devam edeceğim anlaşılıyor.
Malzemenin sağladığı özgür tasarım olanakları, doğal oluşunun
getirdiği sıcaklık, insana yabancı olmayan görünüm beni daima
cezbediyor. Gördüğünüz gibi çatı kirişlerinin farklı kotlarda
bitirilmesi ile organik bir çatı yüzeyi elde etmek son derece kolay
oldu. Kuzine’den beri birbirimizi daha iyi anlamaya başladığımız
sevgili Nazım Usta bu işi çok kolay becerir oldu. Onun ve mühendislik
hesabını ustalıkla yapan Nihat Sağlam’ın verdiği cesaret ile ana
binada daha da özgür mimari oyunlara yelken açacağa benzeriz. Yine
20 cm. çaplı ahşap telefon direkleri taşıyıcılarımız oldu.
Telefon direği dediğime bakmayın, sadece görünümü bu ismi çağrıştırıyor.
Sipariş üzerine tornalı direkleri 6 m. boya kadar rahatlıkla temin
edebiliyorsunuz. Çelik temel ankrajı ve kiriş bağlantıları ile mükemmel
kolon işlevi görüyorlar. 5x15’lerden oluşan ahşap kirişlerimiz de
12 metreye kadar 90 cm. yükseklikleri ile çatımızı rahatlıkla taşıyorlar.
Ahşaplar birbirlerine çelik levhalardan geçen blonlarla bağlanıyorlar.
Yerde hazırlanıp direklerin üzerlerine kaldırıldıklarında çatının
iskeleti bitmiş oluyor. Taşıyıcı 5x15’ler üzerine kaplanan
lambriler aşağıdan görünüyor. Üstüne, ısı izolasyonu amacı ile
5 cm. yüksek yoğunluklu sytropor ve Amerikan kiremiti yani “shingle”
kaplanıyor, böylece çatı bitiyor. Ön
cephedeki duvarların doğrama haricindeki yüzeyleri çift taraflı OSB
ile kaplandı ve beyaz boyandı. Arka duvarlar ile mutfak ve wc bölmelerinde
ise çıplak harman tuğlası kullanıldı. Dededen kalan bu inşa tarzını
bilen ustaların artık kalmaması yüzünden, doğru dürüst duvar ördürmekte
hayli güçlük çektik. Günümüzde, ileri teknoloji ürünü bir yapım
tarzında değil de en basit yığma duvar örgüsünde zorlanmak ne tuhaf
değil mi? Aslında bu, köklerinden koparılan bir ülkenin olağan
sorunlarından sadece biri. Tuğla duvarları çeşitli kotlarda kesen hatılların
çıplak beton kalması konusunda ne kadar ısrar ettiysem de, açılıştan
sonra geldiğimde onları ahşap ile kaplanmış buluverdim. Mimari anlayışımda
“mış gibi sanki”nin her türlüsünden ısrarla kaçarken, “ahşapmış
gibi beton lento” görüntüsü suratıma bir tokat gibi indi. Gerçek
olanın gerçek kültür ürünü olduğu, bozuk tuğla duvarın ve kötü
yüzeyli beton lentonun, örneğin görgüsüz bir İtalyan seramiğinden
ya da en pahalı ahşap kaplamadan daima daha doğru ve güzel olduğunu
bir gün anlayacağız elbet. Kurtardığımız, yani kalan sağların çokluğunun
yanında çok küçük kalan bu ayrıntıyı hoş görmek zorunda olduğumu
düşünüyorum. Çevre
tanzimini yapan, o güzelim çağlayanı ve doğal akışındaki dere ile
havuzları tasarlayan başarılı Peyzaj Mimarı Burcu Yavuz Kaşif’e şükranlarımı
sunuyorum. Bir mimarlık ürünü ancak çevresi ile tamamlanır ve bu genç
kardeşimizin mimara verdiği destek takdire değer ölçüde. İnşaat sırasında
varlığı ile bana güç veren, işveren kardeşlerin en küçüğü
mimar Emin’e ve genel olarak sevgi ve güven ile tasarıma özgürlük
tanıyan Canbulat kardeşlerin tümüne saygılarımı sunuyorum. Ahşap
sevgisinin ürünü bir mimari yapıtı daha tanıtmaya çalıştım
sizlere. Bu arada, proje sonucu oluşan bilgisayar görüntülerinden
birkaç örneği de eklemeyi unutmadım. Bundan amaç, tasarım ile üretim
arasındaki paralelliğin hiç de zor olmadığını bir kez daha
belgelemek. Evet,
gördüğünüz gibi proje ve inşaat bitti. İlk ve mutlak sahibini göz
ardı edersek projeyi yaparken patron
bendim. İnşaatı yaparken Canbulat’lar. Artık bitti ve bu yapının
tek sahibi var; onu kullananlar yani sizler. Sizler
ahşabı benimsedikçe, talep yarattıkça, onunla yaşamaktan huzur
duydukça nice ahşap lokantalar ve benzer yapılar cesaret bulacak, atamızdan
miras alıp dedemizle birlikte unuttuğumuz bu muhteşem kültür, yeniden
filizlenecek ve sevdiğiniz örnekler çoğalacaktır. |