|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
» Haberin devamı... | ||||||||||||||||||||||||
|
Günümüzde bu yapıştırıcıların mükemmel odun tutkalları olduğu şüphesizdir. Çünkü; böyle güçlü bir yapışmanın ancak lignoselülozik bir materyal ile reçine arasındaki yüksek miktarda kovalent bağ oluşumu ile gerçekleştiği düşünülmektedir. Diizosiyanatların tutkal özellikleri temelde -NCO gruplarının reaktivitesine dayanmakta ve odun selülozunun hidroksil grupları ile üretan köprüleri kovalent bağlar oluşturmaktadır. Böylece rutubete ve seyreltik asitlere karşı dirençli, oldukça güçlü bağlar oluşturarak odun ile kimyasal olarak bağlanmış olmaktadır. Wittmann ve Lehnert’e (1974) göre odun malzemeler için izosiyanatların yapıştırıcı olarak kullanımında; a) su, b) selüloz ve hemiselülozların hidroksil grupları, c) lignin ve sepi maddelerinin hidroksil grupları, d) poliglukuron asiti, üron asiti ve ligninin COOH grupları ile ana reaksiyonlar oluşabilmektedir.
İZOSİYANAT YAPIŞTIRICILARININ AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI
1- Yüksek yapışma ve kohezyon direnci: ÜF ve FF tutkalları odun ile daha zayıf mekanik bağlar oluşturdukları halde izosiyanatlar bir çok materyal de dahil olmak üzere, oduna ve odun içersindeki su ile de kimyasal olarak bağ oluşturmaktadırlar. 2- Formülasyonunun esnek oluşu: İzosiyanatlar ÜF, FF ve diğer su bazlı tutkalların pek çoğu ile karıştırılmak üzere emülsiyon şeklinde üretilebilirler ve hem doğal hem de odundan türeyen ürünler, farklı alkol gruplarının hemen hemen tüm türleri ile üretan oluşturmak üzere formüle edilebilirler. Bu durum tutkal özelliklerinde ve dolayısıyla kullanımında geniş bir çeşitlilik sağlar. 3- Su bazlı olarak hazırlanmaya uygunluk: ÜF ve FF reçinelerinin aksine izosiyanatlar % 100 sıvı reçine olarak hazırlanabilir. 4- Sertleşme sıcaklığı ve hızının değiştirilebilirliği: İzosiyanatlar oda sıcaklığında (katalizör ile) veya yüksek sıcaklıklarda sertleştirilebilir, aminler gibi katalizörler sertleşme hızını arttırabilir. 5- Mükemmel yapısal özellikler: Bu özellikler izosiyanatların bağlanma karakteristiklerinden ve çapraz bağlanma ve çalışma ağı oluşturma potansiyeline sahip farklı polimerler ile formüle edilebilirliklerinden kaynaklanmaktadır. 6- Yüksek rutubet içeriklerinde kullanılmaya uygunluk: Yapıştırma esnasında izosiyanatlar kolaylıkla su ve odun içersindeki hidroksil grupları ile reaksiyona girebilmekte ve böylelikle su molekülleri ile bağ yaparak sıcak presleme esnasında yüksek rutubet içeren levhaların patlama (buhar kabarcığı oluşumu) eğilimini ortadan kaldırmaktadır. Izosiyanatlar % 20 rutubete sahip yongalarla direnç azalması meydana gelmeksizin bağ oluşturabilmekte, böylelikle kurutma maliyetlerinde tasarruf sağlamaktadır. 7- Formaldehit emisyonunun olmaması: Normal presleme şartlarında izosiyanatların sertleşmesi veya izosiyanatlarla yapıştırılmış levhalardan kaynaklanan hiçbir zehirli gaz çıkışı tespit edilmemiştir. Yine izosiyanatlarla üretilmiş levhaların yakılması halinde de zehirli gaz çıkışı belirlenmemiştir. Bu yapıştırıcı ile üretilmiş levhaların önemli bir pozitif özelliği formaldehitin ayrışmamasıdır. İzosiyanatla yapıştırılmış yonga levhaların PMDI emisyonu deney odasında yapılan testte sınır değerin altıda bulunduğu ifade edilmektedir. Almanya da çalışma alanlarında PMDI’ nin kabul edilebilir maksimum konsentrasyon değeri 0,1 mg/m3 tür. 8- İyi ıslatabilme ve su almanın daha az olması; İzolasyon levhası üretiminde kullanılan ve diğer sentetik reçinelerle yapıştırılması güç olan çeşitli yıllık bitkilerin sap ve meyve kabukları ile ağaç kabukları için de uygundurlar. Pekçok avantajının yanında izosiyanatların kullanımlarında dikkate alınması gereken bazı dezavantajları da mevcuttur. Bunlar: 1-Yüksek reaktivite: İzosiyanatlar metallerle (pres plakaları ve pres ile) bağ yapabilmekte ve ÜF ve FF reçinelerine göre kullanılabilme süresi önemli ölçüde kısalabilmektedir. Deri üzerindeki nem ile veya izosiyanat atomları veya izosiyanat kaplı odun tozlarının solunması halinde akciğerlerdeki su ile reaksiyonu da mümkün olabilmektedir. Bu nedenle reçinenin uygulanmasından preslemeye kadar geçen süre içersinde büyük bir tehlike potansiyeli oluşturmaktadır. Dolayısıyla reçinenin sertleşmesine kadar uygulanan işlemler esnasında düzenli tedbir alınmalı, yeterli havalandırma sağlanmalı ve deri ile teması halinde derhal temizlenmelidir (Wilson 1981). PMDI, buhar, toz yada aerosol olarak solumun yoluyla vücuda yada göz içine de ulaşabilir. Özellikle su ile kolay bağ oluşturması nedeniyle insan vücudun ıslak kısımlarında (göz, burun içi) nem ve albümin ile de reaksiyona girer. Her ne kadar pratikte kullanılan PMDI düşük buhar basıncına sahipse de, özellikle yüksek sıcaklıklarda, PMDI tozları ve aerosolun insanlar üzerinde etkisi görülebilir (Kharazipour 1996). 2- Maliyetinin yüksek olması: ÜF ve FF reçineleri ile mukayese edildiğinde maliyetleri oldukça yüksektir. Bununla birlikte maliyetlerin belirlenmesi için daha kısa presleme süresinin, daha az miktarda reçine kullanımı ile yapıştırmanın ve daha yüksek taslak rutubeti dolayısı ile kurutma giderlerindeki tasarrufun da dikkate alınması gerekmektedir. 3- Dayanımının sınırlı oluşu: İzosiyanatlarla yapıştırılmış örneklerin kuru test edilmesinde elde edilen mükemmel sonuçların aksine yaş haldeki örneklerin dayanımı ancak ona göre çok daha ekonomik olan FF ile mukayese edilebilecek ölçüdedir. 4- Depolanma ve taşıma işlemlerindeki zorluklar: PMDI hava rutubeti ile reaksiyona girerek katılaşır. Çözülmeyen poliüre ve karbon dioksit yapıştırıcı çözeltinin yüzeyinde bir kabuk tabakası oluşturur. PMDI çözeltisinin yüzeyinde poliüre tabakasının oluşumundan sonra, bunun altında bulunan isosiyanat havada mevcut sudan daha az etkilenmesine rağmen, kuru ortamda depolanması gereklidir. Depolama tesislerinde mevcut havalandırma deliklerinde kurutma filtresi bulunmalıdır (kurutma maddeleri; silika jel veya kalsiyumklorür). Depolama sıcaklığının 20 ± 10 °C olması tavsiye edilmektedir. Daha düşük sıcaklıklarda tutkalın depolandığı |
tankta yavaş oluşan
kristalimsi bir tortu meydana gelir. Bu bakımdan 10 °C den daha düşük
sıcaklıklarda depolanmamalıdır. Isıtılabilir bir tankta depolanmışsa
yaklaşık 60 °C de kısa süreli bir ısıtmayla kristal tortu çözülerek eski
haline dönüşebilir. Ancak bu husus için bir garanti verilememektedir.
Taşıma işlemleri, hava sıcaklığının yukarıda belirtilen kabul edilebilir
değerlerden farklı olması durumunda, dış hava şartlarından etkilenmeyecek
şekilde izole edilmiş araçlarla yapılmalıdır. Depolama süresi bir çok
faktöre bağlı olmakla beraber, kuru ve oda sıcaklığında depolamada en az 6
ay garanti edilebileceği ifade edilmektedir (Schriever 1986). Depolama
tanklarında materyal olarak kullanılan besleme boruları, pompalar vb.
döküm, yumuşak plastik ve kauçuktan üretilmiş olmamalıdır. Çalışma
sıcaklığı 35 °C ye kadar ise dövme çelikten yapılan teçhizatlar
kullanılabilir. Modifize edilmiş PMDI ler için daha yüksek sıcaklıklarda
ise paslanmaz çelik tavsiye edilmektedir. Pompalar – en iyisi vidalı veya
dişli- mekanik conta ile paslanmaz çelik bir mile sahip olmalıdır.
Kirlenmiş kısımları temizlemek için ethoksiyetanol kullanılmalıdır (Ernst
1985). FENOL, ÜRE ve TANEN FORMALDEHİT REÇİNELERİ ile DİİZOSİYANATLARIN BİRLİKTE POLİMERİZASYONU Mükemmel performanslı odun tutkalları üretmek maksadı ile diğer reçine türleri ile polimerik izosiyanatların (MDI) birlikte değerlendirilme imkanları artan bir ilgiyle devam etmektedir. Bu ilginin bir çok nedeni vardır. Bunlar; 1- Polimerik diizosiyanatlar kadar mükemmel performanslı ancak daha düşük maliyetli tutkallar üretmek, 2- polimerik diizosiyanatların mevcut zehirlilik etkisini azaltmak, 3- düşük viskozitesi, yüksek akışkanlık nedeniyle tek başına kontrplak üretimine uygun olmayan bu tutkalları kontrplak endüstrisi için uygun hale getirmek ve 4- performanslarını iyileştirmek olarak sıralanabilir (Pizzi 1994). Son yıllara kadar diizosiyanat ve poliüretan kimyası ile ilgili bilgiler neticesinde MDI-Fenol formaldehit, MDI-Melamin Formaldehit veya MDI-Üre Formaldehit reçine karışımlarındaki izosiyanat gruplarının sadece su ile reaksiyona girebileceği ve böylelikle MDI deaktivasyonuna neden olacağı düşünülmekteydi. ancak İzosiyanat grubunun resol FF reçinesinde mevcut metilol (-CH2OH) grupları ve MF ve ÜF reçinelerinde mevcut aynı derecede reaktif bu gruplar ile oldukça hızlı bir şekilde reaksiyona girebileceği göz ardı edilen bir durum olarak kalmıştı. Bu göz ardı edilen husus, ilk olarak 1981 de gerçekleştirilmiş ve bir çok araştırmaya yol açan temeli teşkil etmiştir. Bu tutkalların endüstriyel anlamda ilk uygulamaları kontrplak üretimi için MDI-Fenol Formeldehit ve yonga levha üretimi için MDI-Tanen Formaldehit olup her ikisi de 1990 yılında gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta metilol içeren bu FF resolü, FF reçinesinin hidroksibenzilalkol kısmındaki izosiyanatlar ile reaksiyona girer. Bu reaksiyon MDI’nin sudaki deaktivasyonunda beklenilenden çok daha hızlıdır. Bu polimer ilk kez MDI’nin endüstriyel olarak kontrplak üretiminde kullanılabilmesine olanak sağlamıştır. Böylece FF reçinesinin bile sağlayamadığı kadar iyi sonuçlar elde edilmiştir. Daha kısa pres süresi, daha yüksek kaplama rutubetine rağmen, daha ucuz olan FF reçinesi ile birlikte kullanılarak suya dayanıklı kontrplakların üretilmesi sağlanmıştır (Pizzi 1994). MDI-tanen formaldehit kombinasyonu ise ilk kez endüstriyel anlamda dış ortamlarda değerlendirilebilecek performansı yüksek yonga levha üretimi için kullanılmıştır. Günümüzde içinde diizosiyanatların yer almadığı daha iyi ve daha ucuz çam taneni tutkalları mevcut olmakla birlikte bu karışım Güney Amerika’da hala endüstriyel olarak kullanılmaktadır. Metilol içeren diğer reçineler az miktardaki diizosiyanatlar ile mükemmel kombinasyonlar sağlamaktadır. Son zamanlardaki en ilginç uygulama lignin ile birlikte kullanımıdır. Dış maksatlı yonga levha üretimi için hızlı presleme imkanı sağlayan bu uygulamada lignin oranı % 60 tan fazla bulunmaktadır. ÜF reçinesini kontrplak üretimi için melamin reçinesine yakın veya daha iyi bir performansa sahip hale getirmek amacıyla MDI’nin kullanımı da rapor edilmektedir. Yine kontrplak üretimi için nişasta ile kullanımı ilginç sonuçlar vermiştir. Kontrplak üretiminde yapıştırıcı olarak kullanımı için yapılan bir çalışmada, tanen, lignin, nişasta ve lignosüfanatla modife edilerek değerlendirilmiş ve yapışma direnci açısından başarılı sonuçlar alınmıştır (Dix 1987). SONUÇ İzosiyanatlar odun endüstrilerinde kullanılan diğer sentetik reçinelerden oldukça farklı özelliklere sahip bulunmaktadır. Bir çok faydalı özellikleri yanında kullanımı sırasında karşılaşılan sakıncalı yanları odun işleyen endüstrilerinde kullanıcıların bu ilginç yapıştırıcıya yaklaşımını geciktirmiştir. Ancak günümüzde çeşitli sentetik reçinelerle modifize edilerek kullanılması durumunda bir çok olumsuz özelliğinin çözülmesi önemini daha da artırmıştır. Özellikle dış ortamlarda kullanılacak yonga levha ve kontrplakların üretiminde değerlendirilebilecek direnç özellikleri göstermesi, pres süresinin kısa olması, kaplama yada yongaların rutubet değerlerinin yüksek olabilmesi, formaldehit emisyonu probleminin olmaması gibi faydalı özellikleri, bu endüstrilerde kullanılan yapıştırıcılar arasında payını artacağı düşünülmektedir.
KAYNAKLAR
|
|||||||||||||||||||||||||