AKSESUAR
AYDINLATMA
BANYO
CAM
DUVAR
GÜVENLİK SİSTEMLERİ
HALI
ISITMA-SOĞUTMA
KAPI
MUTFAK
PENCERE
SANDALYE - KOLTUK
SERAMİK
ŞÖMİNE
TAVAN
ZEMİN
 

 

  Haberin devamı...  
 

 

 

 


PVC zemin kaplama malzemelerinde karodan sonra rulo üretimi
Serfleks yatırımlara devam ediyor

Erdal Unustası: “Geçtiğimiz sene lamine marleyde ayda 1.000.000 m2 civarlarında satıyorduk. Geçtiğimiz aylarda da 1.250.000 m2’ye ulaştık. Rulo için de bir rek
lam kampanyası ile  malzemeyi halka tanıtıp, öğretip, sevdirmek gerekli. Dolayısıyla, rulo satışı da zamanla artacak. Zaten halkımız herşeyin iyisine layık. Parasını ödeyip aldığı malın uzun ömürlü ve kullanışlı olmasını arzu ediyor. Tahminimce bu malzeme biraz parkeden, biraz seramikten pazar alacaktır.” 

PVC zemin kaplama malzemeleri konusunda yıllardır karo tipi üretimi olan Serfleks, 2 m. eninde rulo üretimine başladı. Özellikle konutlara yönelik zemin kaplama malzemeleri pazarını önemli oranda etkileyecek bu gelişme ile ilgili Serfleks’in sahibi Sayın Erdal Unustası ile önce fabrikadaki ofisinde, daha sonra Kalamış Marina’daki Şirketler Grubu’na ait 1.5 Milyon Dolarlık yatta bir söyleşi yaptık. İlgiyle okuyacağınızı umarız.
- Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
- 3 Nisan1949, İzmir doğumluyum. İzmir Atatürk Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik Fakültesi, Kuvvetli Akım Bölümü’nden 1971 yılında mezun oldum. Mezuniyetimi izleyen iki sene boyunca Amerika’da kaldım. Bu süre boyunca Amerika’da kullanılan teknolojiye ilişkin bilgi edindim. Amerika’ya, mezun olur olmaz gitmeseydim, daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Türkiye şartlarını öğrenerek yol almak, fikir edinmemde daha yararlı olabilirdi.
- Yani hiçbir iş deneyiminiz yoktu?
- Evet yoktu. Halbuki orada oldukça fazla imkanlar varmış, onların hepsini bir bir kaçırdık. Oraya ait öğrendiğim en çarpıcı şey “Onların, hakikaten insanı köle gibi çalıştırıyor olmalarıydı”.
Türkiye’ye döndükten sonra, Amerika’da, çalıştığım firma; Alice Charms’ın, Türkiye mümessili olan; Alarko’da çalıştım. Birkaç yıl  sonra, o zaman ki ismi Mimpaş olan; Serfleks ile, bir alacak nedeniyle tanıştık.
- Kaç yılıydı?
- 1977. Oradan alacağımızı  mal olarak aldık. Ben bunu piyasada sattım, bir de baktım ki bir maaşım kadar para kazanıyorum. Birkez daha alıp sattım sonuç; bir parti satışta bir maaş kadar kazanıyorum, dedim ki “Biz boşuna okumuşuz, biz bunu alıp satalım, daha iyi.” Alıp satmaya başladık, derken benim Mimpaş’ta param birikti. “Artık yavaş yavaş bu parayı bize verin” dedim.Onlar da para yerine hisse vermeyi teklif ettiler. Ben de kabul ettim. Mühendislik eğitimi, bu tür olayları yorumlamada yeterli olmuyor. Meğerse onların o zaman (1978), 150 milyon borçları varmış ve ben, bu borca hissedar olmuşum!
O gün bugündür orasını kurtarmaya çalıştık, sonunda kurtuldu... Mimpaş’a hissedar olduğumda; 3.000 m2  bir alan üzerinde 300 m2 kapalı alanı vardı. Ayda 30.000 m2  (yalnız marley tipi karo) üretim yapıyordu. Biz burayı modifiye ettik. Şimdi; 50.000 m2 üzerinde, kapalı alanımız takriben 25.000 m2, bütün hammadedelerimizi burada üretiyoruz. Dop yağı, boya, folyo, dolamit, bir yere kadar PVC hepsi tamamen fabrikamızda üretilir hale geldi. Bununla da kalmadık süpürgelik, ultraviyole ışınlara hassas cilalı parkeler için lak, akrilik esaslı beyaz yapıştırıcı yaptık. Sonra durmadık, Sernovil isimli çatı malzemelerini yapmaya başladık.- Bu ürün ne kadar zamandır üretimde?
- Bir senedir, yani yeni bir ürün.
- İsim olarak Serfleks’e dönüş  ne zaman oldu?
- 1980 yılında. 1982 yılında borçları temizledim. O borçları temizledikten sonra Mimpaş isminden de kurtuldum. Yeni ismimiz ve imajımızla piyasaya yerleştik.
- Peki ortaklık tablosunda bir değişiklik oldu mu?
- Tabî, tesisi zaman içinde satın aldık onlardan. O yıllar da böyle bir tesis 30-40 milyon liraya kurulabiliyordu. Fakat biz daha önce de belirttiğim gibi 150 milyon borçla devraldık bu tesisi. Bu para ile beş tane tesis kurulurdu. Yani çukurdan başladık işe, düze çıkmamız 1983-84 yıllarını buldu. Beş senemiz, düze çıkmak için boğuşmakla geçti. Bu aşamada kapasitemizi arttırdık, yeni teknoloji getirdik ve biraz önce sözünü ettiğim yatırımları yaptık. Kimi zaman, üretim imkanlarımızı; farklı sektörlerde kullanılabilecek mamüllerin üretimleri için de kullandık. Hatta başka sektörlerde, yeni tesisler kurarak,
farklı kulvarlarda boy gösterdik. Örneğin; kaolen madeni satın aldık, mikronize kaolen yapmaya çalıştık. Soğuk hava deposu satın aldık, dondurulmuş gıda ihraç ettik. Plâstik top yaptık. En sonunda PVC ambalaj malzemesi imalatına başladık. Ve bugünlere geldik... Sonra baktık ki;  Dünyada PVC karo yerini, PVC ruloya bırakmış, bu tespit üzerine Gerflor ile Joint Venture’e girmeye çalıştık, ama Gerflor’un görüşüyle bizim görüşümüz birbirini tutmadı.
- Ne kadar süreli işbirliğiniz oldu?
- Bundan 8-10 sene önce Gerflor ile beraber bu fabrikayı kuralım dedik, yani bizim şu an kurduğumuz rulo fabrikasını. Takriben 45 milyon Fransız Frangı bir bütçe yaptık.
%50’sini biz, %50’sini onlar karşılayacaktı. Fakat adamların ticari görüşleri bizimki gibi değil, mesela; ben “Bana dört beş konteyner mal yollayın, ben bunu dağıtayım.Türkiye pazarı henüz bu malzemeyi tanımıyor, bu yüzden satış için bir sürece  ihtiyaç var, size parasını tahsil ettiğim zaman ödeyeyim” dedim. ”Yok, 60 gün içinde bize bunu ödeyeceksin” dediler. Adamlarla 45 milyon Franklık yatırıma giriyorsun, 50.000 Dolarlık malzeme  istiyorsun “Yok, açık hesap çalışamam!” diyor. Yani onların ticari görüşü ile benimki arasında muazzam bir fark var.
- Ama o zaman eğer bu iş olsaydı, özellikle bu konuda çok ciddi bir mesafe alınmış olacaktı sanıyorum?
- Evet. Hem onlar hem de bizim için öyle olacaktı. Bu gelişmeden sonra 4-5 sene makine ile ilgili fuarlarda dolaştım. Sonunda bir tane buldum. Geçen sene eylül ayında bütün anlaşmalar bitti ve tesis montajına başladık. 18 Şubat’ta ilk malı  ürettik. 18 Şubat’tan yaklaşık  15 Mayıs’a kadar ürettiğimizi sokağa attık! Çünkü üretim için; havanın ısısından    tutun, ufak voltaj farklılıklarına kadar herşeyi sabit tutmak zorundasınız. Havadaki bir iki derecelik sıcaklık farkı, makinalardaki birazcık eksen değişikliği, voltajın biraz inip çıkmasıyla malzemeyi çıkartamıyorsunuz. Zaten fabrika bilgisayarla çalışıyor, her üretimde 965 veri yüklemek zorundasınız. Parametrelerin hepsini doğru bulmanız gerekiyor yoksa sağlıklı sonuç almak güçleşiyor. Doğru parametrelere erişebilmek için en az bir sene gerekir dediler. Baktık ki;  Alman teknik adamlarla işimiz zor, onlarsız devam ettik. Şu an üretimimizin 100 m2’sinin, 90 m2’si standart 1.sınıf malzeme, yani dünya standartlarında.
- Ne kadar üretiliyor şu anda?
- Ayda 1.250.000 m2. 6 Markla çarptığın zaman, demek ki ayda 7-8 milyon Mark. Bunun yurtdışı ayağı da var. Örneğin; İran istiyor, Mısır ayda iki konteyner istiyor. Yani ihracat ayağı da var. Niye? Çünkü lojistiğimiz iyi. Firmalar bunu Amerika’dan yönetmeye çalışıyor, biz buradan burnumuzun dibinden işlerimizi yürütüyoruz.
- Bu ayda 1.250.000 m2’nin ne kadarını yerli pazar, ne kadarını ihracat için düşünüyorsunuz? Yani hedefler neler?
- Bu hedefi biz belirlemiyoruz, bu hedefi pazar belirliyor. Ama ben size rakiplerimizden bilgi vereyim, mesela; Armstrong’un yıllık satışı 100 milyon m2, Gerflor’un yıllık satışı 50 milyon m2. Üstelik tüm dünyaya satıyorlar. Biz de 12 milyon m2 üretebiliriz, yani biz onların %10’uyuz.
- Türkiye’yi düşünerek baktığınız da bu çok önemli bir rakam, çok büyük bir kapasite.
- Yalnız Türkiye diye düşünmemek lâzım. Mesela; biz şimdi Azerbaycan’a mal vererek Güney Kore’nin önünü kestik. Yani Güney Kore, Azerbaycan’a bu malı vermeye çalışıyor veremiyor. Ben Avrupa ile uğraşmak istemiyorum. Çevremize bir bakalım Gürcistan, Ukrayna, Romanya, Mısır, Suriye, Bulgaristan ve Yunanistan gibi pazar olabilecek bir çok ülke var. Zaten 12 milyon m2 yetişmez.
- Bu arada karo üretiminiz devam ediyor mu?
- Yanlış fiyat politikasından dolayı, karo üretiminde biz 100 üzerinden 40’a düştük, yani geçen sene 100 olan satışımız bu sene 40’a düştü.
- Bu yalnışlık nereden kaynaklandı?
- Yalnışlık şuradan kaynaklanıyor; tahminimce, rakip firmalar bankadan para alamıyor ve ellerindeki çekleri de piyasada kırdıramıyorlar, o zaman tek yol kalıyor ucuza peşin mal satmak, yani malı kırdırmak kalıyor. Bizde bunu düşünemedik, bunların böyle bir şey yapacağı aklımıza gelmedi. Takriben ben altı ay inanmadım. Onların böyle bir kaosu yaşayıp, piyasa şartlarını böyle bozacaklarını ve zararına mal satacaklarını düşünemedik. Bu aşamada biz de fiyatlarımızı % 24 geri çektik. Haliyle şimdi ürünlerimiz satılıyor fakat keyifli değil. 
- Ama bildiğim kadarıyla sizin bu konuda ciddi bir ağırlığınız var, yani Türkiye’de yerli üretimde pazarla ilgili politikaları belirleyen sizsiniz?
- Tamam politikayı biz belirliyoruz, ama kalkıp da zararına mal satacak halimiz yok. Biz bankadan para dediğimiz zaman para geliyor, su dediğimiz zaman su geliyor, yani sıkıntımız yok. İşin tadı böyle olunca şimdi zararına mal satıyoruz, bakalım ne olacak.
- Ruloda durum nasıl?
- Ruloda zararına satmıyoruz, yani ruloda kâr ederek satıyoruz.
- Ama benim gözlemlerime göre şu anda son derece uygun koşullarda satıyorsunuz.
- Evet, uygun koşullarda ve kâr ederek satıyoruz.
- Tabii ki kâr ederek satıyorsunuz, ama rakiplerinize göre fiyatınız oldukça avantajlı durumda.
- Doğru, onlar nakliye, konteyner parası, gümrük parası, gümrükleme parası ödüyorlar. Yani bir çok harcamaları var, lojistik çok önemli bir şey. Biz de tüm bu sıkıntılar yok, herkesin kamyonu var, gidiyor fabrikaya alıyor malını, işi halloluyor. Ama Amerika’dan gelmesi, Avrupa’dan gelmesi, malın inmesi gümrüklerden çıkması önemli farkların oluşmasına sebep oluyor.
- Sizin ilk ürünlerinizi gördüğümüzde ev tipinde önemli bir avantaj sağlayacağınızı anladık.
- Biz bu işe girmeden önce Gerflor alıp satıyorduk. Sene başında 150.000 m2 Gerflor stoğum vardı, şu anda 137.000 m2 stoğumuz hala duruyor, satılmıyor. Yani  bizim üretmediğimiz desenler satıldı onun haricinde satılmadı. Biz ancak yanlış bir pazarlama stratejisi izlersek o malzeme satabilir, 

 

 

 

 

 

 

ama kendimizi pazarlama konusunda bir otorite olarak da görmüyoruz, hata da  yapabiliriz ve yanlış pazarlama stratejisi sonucu insanlar küser, küstüğü için malzemeyi dükkanına sokmaz, sokmadığı için de satışımız azalır. Gördüğünüz gibi sene başında 150.000 m2 stoklu ürün, şimdi 137.000 m2, yani hiç satılmamış diyebiliriz. Gerflor’un çok güzel giden bir deseni vardı, o tamamen tükendi.
- Kaç desen var şu anda pazara sunduğunuz?
- Biz şu an 8-9 tane desen sunduk.
- Pazarı nasıl yorumluyorsu- nunuz? Türkiye’de ev tipi PVC zemin kaplama malzemesi ihtiyacı ne kadar?
- O rakamlar hiçbir zaman gerçekçi değil ama bizden örnek vereyim, lamine marleyi, Türkiye’de ilk üreten ve piyasaya sunan firma biziz. Piyasaya girdiğimizde satışımız; 7-8 bin m2 idi. Malzememiz;  kalitesi, döşeme kolaylığı, kullanışlılığı, dekoratif görünüşü ve hesaplılığı ile tutuldu. Bizde bu özellikleri, reklam kampanyaları ile daha geniş kitlelere duyurarak satışlarımızı arttırdık. Geçtiğimiz sene lamine marleyde ayda 1.000.000 m2 civarlarında bir rakam satıyorduk. Geçtiğimiz aylarda da 1.250.000 m2’ye ulaştık.
Rulo için de bir reklam kampanyası ile  malzemeyi halka tanıtıp, öğretip, sevdirmek gerekli. Dolayısıyla, rulo satışı da zamanla artacak. Zaten halkımız herşeyin iyisine layık. Parasını ödeyip aldığı malın uzun ömürlü ve kullanışlı olmasını arzu ediyor. Tahminimce bu malzeme biraz parkeden, biraz seramikten pazar alacaktır. Çünkü depreme karşı da son derece uygun hafif bir malzeme. Ayrıca rahat işlenir, rahat çekilebilir, ucuz, su bastığı zaman şişmez, kalkmaz, üstüne kahve döküldüğü zaman silinebilir. Ayrıca; artık karo malzeme talebi, ruloya kayacak Yani halk o tarafa doğru yavaş yavaş meyillenecek, çünkü dünyada da, bu kare kare malzemeler yerini ruloya bırakıyor. Biz de bu evrimi tercih ediyoruz, mesela; ben Amerika’da olduğum senelerde, kırmızı ışıkta durduğum zaman kesinlikle arabamın kapılarını kilitlerdim, çünkü içeri birisi dalardı. Yıllar sonra şimdi bunu Türkiye’de de yapmak zorunda kalıyoruz. 25 sene geriden bile olsa onları takip ediyoruz. Fakat, Türkiye evrime daha çabuk alışıyor.
- Türkiye’de sizin ürünleriniz kaç noktada satılıyor?
- Floor 3000-4000 noktada satılıyor. Marley görünümlü karolardan bahsediyorum.
- Rulo, aynı yerlere giremiyor mu?
- Aynı yerlere sokmak istemiyorum, yani nalbura vermek istemiyorum. 1.000 tane Serfloor yazan stand yaptırdım, 1.000 tanesi de dağıldı. Demek ki 1.000 noktada şu an satılıyor. Benden 1.000 tane daha istiyorlar, bu da 150 milyar harcamak demek, açıkcası şu an pazarlamaya yönelik bu tür bir harcama yapmayı düşünmüyorum. Biraz nefes almalıyız.
Dolu dizgin geliyoruz. Şu yaptığımız yatırım, nereden baksanız 20 milyon Mark civarında bir yatırım. Bu da yetmiyormuş gibi turizme de girdik.

TURİZME YÖNELİK YATIRIMLAR
Bu sektörde, bir tane 25 metrelik yat bitirdik, o da 1.5 milyon Dolar. Şu an Kalamış Marina’da.
- Sürekli İstanbul’da mı duracak?
- Hayır nereye gerekiyorsa oraya gidecek. Her türlü konforu var, beş yıldızlı otel gibi.
- Artık turizm işi de devreye girmiş oluyor.
- Evet, turizm ve ihracat bizim bundan sonraki beş senelik hedefimiz. Ama bundan sonraki yatırımınızı Türkiye’de mi yapacaksınız diye sorarsanız, onu düşüneceğim. Yani bu Türkiye’de bir yer mi olur, yurt dışında bir yer mi olur, onu düşüneceğim. Çünkü şu an sattığımız mal Türkiye’yi pek ilgilendirmiyor. Yani şu kriz kolleksiyonu yaptığımız dönemde... Biliyorsunuz Türkiye’de bir olay olduğu zaman sizi çok etkiliyor. Halbuki dünya ile ilgilendiğinizde, yine Türkiye’de bir olay olduğunda, o olay Arjantin’i ne kadar etkiliyorsa sizi de o kadar etkileyecek.
- Kriz dönemi sizi nasıl etkiledi?
- Ne varsa % 60’ı gitti.
- Rakamsal olarak doğrudur ama ben şunu soruyorum; kriz döneminde özellikle laminat parke, PVC ithalatçıları çok zor durumda kaldı, biliyorsunuz. Özellikle kriz öncesinde on aya varan vadelerle satışlar başlamıştı. İnanılmaz zor günler yaşadılar. Siz Türkiye’de üretici bir firma olarak nasıl etkilendiniz?
- Etkilendik hepimiz, bir kere masraflarımız aynı kaldı, üretimimiz  % 50 düştü. Şimdi diyorlar ki; kapasite daralması % 5-10 değil, %50. Aynı adamlara bakmak mecburiyetindesin bir yere kadar. Yani masrafların aynı, ciron yarı, bir de kâr yok.. Satış düşünce bu defa pazar payı azalıyor,  rakipler  saldırmaya başlıyor. Mesela; şimdi PVC’de insanlar ellerindeki malı 8,9,10 Mark’tan satmaya başladılar, 
“Gitsin de, mal elimden çıksın da, para gelsin” diye düşünüyor insanlar. Tabii ondan sonra tövbe ediyorlar, n’olcak; bir daha ithalat yapmayacak.

İŞYERLERİ İÇİN PVC ZEMİN KAPLAMASI ÜRETECEĞİZ!
Şimdi üzeri 300 mikron kaplı, PVC büro ve işyerleri için yer döşeme malzemesi yapacağız, ısmarladığım desenler gümrükte, çekeceğiz. Çok yakında işyerlerine de malzeme vermeye başlayacağız.
- Aynı fiyat politikası orası için de geçerli olursa, herhalde artık bu tür işyerlerine yönelik ürünlerin pazardaki payından da alacaksınız?
- Evet onlardan da bir miktar pay alacağız. Şu anda bizim yaptığımız malın üstü 150 mikron, 300 mikronunu da yaptırdım işyerleri için, rahat rahat kullanılır. Yani şimdi bile döşüyorlar da işyerlerini, biz şu anda vermek istemiyoruz.
- Son ürettiğiniz ürünün kalitesi konusunda biraz konuşmak istiyoruz.
- Ürettiğimiz ürünü üretebilmek için yapılmış standart makinalar var. Bu Amerika’da, Avrupa’da nasılsa, Türkiye’de de aynı makina, yani başka bir makinayla aynı ürünü çıkartma şansımız yok. Biz o makinayı aldık getirdik buraya kurduk. Daha kaliteli olması için bu konuda elli altmış senesini vermiş Tarkett’in kurucusunu getirdik, ona yüksek bir know-how ödedik, yaptık bitirdik. Onunla da yetinmedik, bu sefer Gerflor’u kuran ve Gerflor’dan emekli olmuş olan mühendis arkadaşı getirdik, ona da gösterdik. Yüzde yüz bu iş oldu görüşünü paylaşana dek bu çalışma sürdü. Biz de verimliliği arttırmak için; sürekli titiz ve özverili çalışmak zorundayız. Aksi halde; bu malzeme tamamen otomatik çıkıyor, yani birbirinin ardına entegre olarak çıktığı için, 110-120 metre boyunda bir tesis, mal bir sağa dönüyor bir sola, bir yukarı çıkıyor, bir aşağı iniyor ve mal serseri oluyor ve bazen ufak tefek hatalardan dolayı verimliliğimiz düşüyor. Verimliliği sağlayabilmek için alınacak birkaç tedbir var, bunları almamız gerekir. Dolayısıyla biz kalite olarak daha iyiyiz, hiçbir zaman daha kötü değiliz. Öyle sanıyorum ki; kalitede dünya standartını yakalamış durumdayız. Ama bir gelişme olursa, kalite ve yenilik adına güzel bir adım atılırsa daha iyiyi yakalamak için onun da peşindeyiz, hiç bırakmayacağız. Ne yapmamız lazım, örneğin; şimdi Avrupa, rulonun enini dört metre yapıyor, bundan sonraki hedefimiz bu kapasiteyi doldurduğumuz zaman dört metreyi yapmak.
- Şu andaki en ne kadar?
- İki metre, biz bunun dört metresini yapmayı hedefliyoruz.
Bu malzemenin imalatı yapılırken 965 tane parametre var; her makinanın ısısı, devri, yönü, yükleyeceği miktar, gramajı bunları bilgisayara yüklüyorsunuz. Bu rakamları bulabilmek, oranın coğrafi konumuna da, nemine de, ısısına da bağlı. Bunları doğru ve hepsini birarada bulmak çok zaman alıyor. Dolayısıyla bu tür bir üretim yapılabilmesi için takriben beş altı ay boyunca  üretim yapıyorsunuz. O parametreleriyakalayamaz- sanız çıkan üretim devamlı çöp oluyor.  Ancak biz bunu 15 Mayıs’ta yakaladık, yani 18 Şubat’ta girdik, 15 Mayıs’ta % 90 verimliliği yakaladık. Zaten, dünyada kabul edilen verimlilik de bu; yani, %85-90. Bunun %15’i  illaki kullanılmaz malzeme. Şimdi bakın burası çok önemli; bu %15 kullanılmaz malzeme, hem laminat parkede hem de pvc esaslı zemin kaplamasında çıkıyor. Bunlar bir şekilde Türk firmaları tarafından satın alınıp Türkiye’ye geliyor. Ben laminat parke fabrikalarını gezerken Fransa’da ve Almanya’da,  kenara konmuş malzemeleri gösterdiler, “Bunlar ne” dedim. “Bunlar çöp, görürsün şimdi, bir Türk alır götürür” dediler,  yani orada da itibarımız mahvolmuş vaziyette. Türk insanının ucuz olsun da ne olursa olsun hadisesi maalesef bu konuda da var. Sonuç olarak; sözünü ettiğim o, %15 Türkiye’ye bir şekilde geliyor ve gümrükler bunu göremiyor, çünkü rulo topun içinde bu, yani topun başında hiç bir şey göremiyorsunuz. Ama topu iki, üç metre açtığınız zaman orada görüyorsunuz. Tabi bunun önlenmesi lâzım. Zaman içinde böyle olmasın  diye; gümrüklerle, Sanayi Bakanlığı’yla konuşacağız.
- Üretimle ilgili bir çok sorunu aştığınız görülüyor, oldukça yol katetmişsiniz. Ama tabi bunun bir de tüketiciye ulaşması için bir süreç gerekiyor, bu noktada yeni bayi arayışınız var mı?
- Tüketiciye bu malı tanıtmamız gerekiyor, tüketici bu malı tanımıyor. Tüketicinin tanıdığı mal; seramik, halı ve parke. Tüketici laminat parkeyi de daha yeni tanımaya başladı, ama bu malı tanımıyor, şimdi bu malı tanıtmak için ciddi bir reklam kampanyasına girmemiz gerekiyor. Fakat, biraz zamana ihtiyacımız var. Bu konuya eğileceğiz. Bu tanıtım kampanyasının, tahminen bir veya iki sene boyunca süreceği görüşündeyim. Bu kampanya sonrası insanlar bilecek ki; hafif, kolay temizlenebilir, yürürken yorulmayacağın, ısı izolasyonu olsun, sesi izole etsin, en önemlisi ucuz olsun istiyorsan bu malzemeyi kullanacaksın. Örneğin; laminat parkeye 25 Mark verirken, bizim malzememizi 6-7 Mark’a alabilecekler.