AHSAP EV
BOYA
DUVAR PANEL
EMPRENYE
KAPI
KAPLAMA
KERESTE
KONTRPLAK
MERDİVEN
OSB
OYUN PARKLARI
PARKE
PENCERE
PROFİL
SAUNA
ZEMİN KORUYUCU
 

 


 

 » Haberin devamı...    
 


Ahşap sektöründe yılların birikimi
Kirkor Döşemeciyan: “Yüksek lisansa devam ederken inşaat mühendisi olarak çalışmaya başlamıştım. Çalıştığım şirket, bugün ağaç sanayiinde herkesin tanıdığı Özcan Balkır Bey’in inşaat kuruluşu idi, yani Özcan Bey’le 1963 yılında başlayan, zaman içinde gelişen ve bugün de devam eden bir iş beraberliğimiz söz konusu.”

- Sizi tanıyabilir miyiz?
- 1939 yılında Istanbul’da doğdum. Orta ve lise öğrenimimi Galatasaray Lisesi’nde yaptım. Daha sonra Robert Koleji’nin mühendislik eğitimi veren kısmına geçtim. 1963 yılında inşaat mühendisi olarak mezun oldum ,1964 yılında da yüksek lisans çalışmamı tamamladım. Yüksek lisansa devam ederken inşaat mühendisi olarak çalışmaya başlamıştım. Çalıştığım şirket, bugün ağaç sanayiinde herkesin tanıdığı Özcan Balkır Bey’in inşaat kuruluşu idi, yani Özcan Bey’le 1963 yılında başlayan, zaman içinde gelişen ve bugün de devam eden bir iş beraberliğimiz söz konusu.

1968 yılından itibaren Türkiye’de ihracat arzusu güçlenmeye, bizim grubun kereste imal eden bölümü de ihracat yapmak için teşebbüslere başladı.

- O zamanki şirket adı neydi? 
- O günlerde kereste imal eden şirket Balmal A.Ş. idi. Benim, grubun ağaç bölümü ile ilişkim, yabancı müşterilerle görüşmelere tercüman olarak  katılmam suretiyle başladı. Sonra alıcı ülkelere doğru seyahatler başladı. O günlerde, yani 1971 yılı ve sonrasında ülkemizde inşaat sektörü büyük bir durgunluk içine girince, ağaç sanayii ve ihracat benim esas iş alanım haline gelmiş oldu. Gerek iş çevremin yardımı, gerekse şahsi çabalarımla ağaç sanayiinin hammaddesinden makinelerine kadar her alanında, bilgi sahibi olmaya çalıştım ve 31-32 yıldan bu yana  bu işin içinde fiilen çalışıyorum.

Yine 1970’li yıllara dönersek grup olarak müşterinin ne istediğini, başkalarının bu işi nasıl yaptığını, nasıl yapılması gerektiğini görebilecek bir yapıya sahip olduğumuz ve dolayısıyla başarılı olduğumuz görülür.

- Hangi ülkelere ihracat yapıyordunuz?
- O zamanlar başlıca hedef Mısır’a kadar olmak üzere Kuzey Afrika ülkeleri, ama ağırlıklı olarak Libya’ydı. Libya büyük bir alıcıydı o günlerde. 1975 yılına kadar orada büyük tüccarlar vardı ve genellikle Avrupa ülkeleriyle alışveriş ederlerdi. Mısır ise devlet eliyle büyük miktarlarda alım yapan bir müşteriydi. Libya daha çok yumuşak kereste dediğimiz çam, köknar gibi ağaçları, Mısır ise kayın alırdı. Uzunca bir zaman Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan, İsrail yumuşak kerestede Türkiye için önemli alıcı olmuştur. Kıbrıs, Irak, Suriye kayın alıcılarıydı. O zamanlar ilginç bir durum vardı; Ortadoğu ülkeleri Lübnan üzerinden alım yaparlardı. Esas alıcı pek ortalıkta görünmezdi. Lübnan’daki tüccarlar malı alır ve kendileri direkt sevk ettirirdi. Bir süre sonra müşteriler kendileri de gelmeye başladı. Emirlikler çıktı ondan sonra ve müşteri oldular, çünkü orada da inşaat faaliyetleri başladı. Bu iş petrol değerinin baş aşağı dönmesine kadar sürdü. Türk müteahhitlerin zaman içinde, Arap ülkelerine inşaat yapmak üzere gidip yerleşmesi bizim için önemli oldu. Çünkü alışkanlıkları, istekleri, ödeme kolaylıkları gibi sebeplerden dolayı, bizim müteahhitler iç piyasadan çok alım yaptılar. Yalnız biz değil, bütün inşaat malzemesi satıcıları, bu işi bir döviz kaynağı haline getirebildiler, çok da tatminkar çalışmalar oldu. Bu süreç içinde üreticilerin tesislerini yenilemesi de söz konusu oldu. Tesislerin yenilenmesiyle beraber, mamülün de günün şartlarına uydurulması gereği ortaya çıktı. Tekirdağ Ağaç Sanayii ve Tic. A.Ş. bu düşünce ile kurulmuş bir firmadır. Grubumuz o sırada  kendi esas alıcısının müteahhitler olduğu düşüncesinden hareketle, bu müşteri kitlesinin keresteden sonra kullanabileceği ahşap mamüller yönünde yatırım yapmayı da gündemine aldı. İşte bu günlerde, 1975 yılında, ağaç sanayiine bir dostlarının teşviki ile ciddi miktarda yatırım yapmış, fakat bu dostun ani ölümü sonrasında  bilgi desteğine gereksinim duymuş bir grupla iş beraberliği söz konusu oldu. Yatırım, kereste, parke ve kaplama tesislerini kapsıyordu. Yatırımcı, ağaç sanayiini tanımıyordu, teklifleri işin tümü ile yönetilmesi yönünde idi. Yani hem üretimin kontrolü hem de pazarlama ve satış işlerinin organizasyonu grubumuzca yapılacaktı. İş büyüyebilecek özellikte, söz konusu mamuller satılabilir nitelikte kaplama, kereste ve parke olduğundan işbirliği doğdu ve Ormansan adlı şirket kuruldu.

- Fabrikalar neredeydi?
- Fabrikalar Düzce ve Büyük Çekmecedeydi. Tesisler bitmemiş, makinalar ısmarlanmış ama henüz teslim alınmamış, işletmeye girmemişti. Özcan Balkır Bey’in liderliğindeki Ormansan bu işin hem mühendisliğini, hem işletmesini, hem de ürün pazarlamasını başarı ile yaptı. Ülke çapında ve yurtdışında tanınan güçlü bir firma oldu. Hatta bu firmaya 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, Kıbrıs’taki insanlara iş ve gelir temin etmek üzere, oradaki terkedilmiş bir parke fabrikasının işletilmesi teklifi dahi geldi. Böylece biz bir süre Kıbrıs’ta parke imal edip Türkiye’ye getirdik. Fakat o günlerde, belki bugün kanıksadığımız, ekonomik çöküşlerden biri ortaya çıktı, satışlar düştü, ağaç sanayiinden beklediğini alamayan yatırımcı grup da bu alandan çekilme kararı aldı ve işbirliği sona erdi. İşte bu anda grubun önüne Tekirdağ Ağaç Sanayii ve Ticaret A.Ş.’ni geliştirme opsiyonu geldi. Amaç ağaç sanayiinin yatırımını günün şartlarına uydurmak, büyütmekti. Tekirdağ Ağaç Sanayii keresteden sonra müteahhitlerin ihtiyacı olacak kapı, pencere, mutfak dolabı gibi mamulleri de üretebilen bir tesise dönüştürüldü. O sıralar bizim müteahhitlerimiz dışarıda çalışır durumda olduklarından hem iç hem de dış pazar için üretim imkanı bulabildik. Müteahhitlerimiz dışında, birçok yabancı firmaya da önemli ölçüde ağaç mamulleri ihraç etme durumunda olduk.

Bugüne gelince, benim şu anda yönettiğim Tor Ltd. firması, bir pazarlama kuruluşu olarak çalışmaktadır. Bunları söylemek belki gereksiz ama bizim bu pazarda tecrübemiz, iş tutumumuz çok iyi bilinir ve ağaç sanayiinde çok önemli bir faktördür bu. Yıllar içinde oluşmuş ve ilişkilerimizin aralıksız sürdüğü geniş bir müşteri portföyümüz var. Son zamanlarda inşaat sektöründeki sıkıntılar dolayısıyla onların bizi çok sık arayabildiğini söylemek pek mümkün olmuyor tabiatiyla. İşin önemli bir tarafı da şu; mesleğimizin inşaat mühendisliği olması, şantiyeden gelmiş olmamız bizim pazarlama sistemimizi olumlu yönde etkiledi. Biz şantiyeye gittiğimiz zaman şantiyenin ihtiyaçlarını, zamanını iyi görebiliyoruz. Örneğin; gereksiz bir zamanda mal gönderilmesi, şantiyeyi depolama zorlukları içinde bırakabilir, biz gelişmeleri yakından takip ederek zamanında ve onların istediği şekilde malı göndermeyi bilen bir kuruluşuz. Şunu söylemeliyim ki,  iş programını bizi artık tanıyan müşterimizle oturup birlikte yapıyor, seçenekler yaratıyoruz. Çünkü biz büyük iş, çok sayıda daire yapan müteahhitlerle çalışıyoruz. Uygun olmayan bir zamanda bir kamyon dolusu mal sevkedildiği takdirde, bunları koyacak yer hemen bulunamayabilir, geçici işlerde depo maliyeti fazladır. Bu nedenle pek istenmez, binanın içinde bir yere stoklama tercih edilir. Bu tür konuların planlanmasında da bizim önemli katkımız oluyor. Fikir alışverişi içinde şantiyeyi bilen bir grup olarak, biz müşteriye ikinci bir hizmet götürmüş oluyoruz. Bu da müşteri profilimiz açısından çok önemli bir husus.

- Kapı üretimindeki kapasitenizde nasıl bir gelişme oldu?
- Kapı üretiminde büyük değişiklik olmadı, çünkü kapıda hakiki mânâda bir hat yapıyorsanız, bunun kapasitesinde fazla oynayacağınız bir yer yok zaten. Bir pres alıyorsanız bu presin belli bir kapasitesi vardır. Bunu 3 günde bir değiştirmek mümkün değil. Ayrıca müşteri potansiyeli yönünden ihtiyaçların hesaplanıp yapılması lazım, bir bant var mesela ve bu bantın da bir kapasitesi var, yani 10 kapıya göre bant olmaz, 10 kapıya göre yapıyorsanız o zaman otomatik olmayan marangoz veya doğramacı boyutunu yapıyor olursunuz. Bunu bir hat haline getirecekseniz minimum bir kapasiteniz olması gerekli. Biz işi planlarken bu minimum kapasiteyi 8 saatte 500 kapıya göre ayarlamıştık. Tabii kapı sözcüğü herşeyi tarif etmiyor, çok dikkatli olmak lazım. Çünkü farklı kapılar var ama biz 8 saatte hemen preslenip çıkacak cinsten 500 kapı yapalım diye yola çıkmıştık. Bugün de hala o kapasite mevcut.

 

- Siz kapı üretimine başladığınızda, Türkiye’de sizin gibi kapı üreten kaç firma vardı?
- Sadece 1 tane vardı. Bizim sanayi kolumuz, boyutları itibariyle maalesef sanki bir sünger gibi, devamlı küçülür büyür. Bizim çok sık yaşadığımız bir olay var; piyasa canlı ise ustalık seviyesine gelmiş adamlarınız ben gidiyorum der, bir dükkan açar. Çünkü ağaç işleyen bir atölye kurmak çok büyük yatırım gerektirmiyor. Bir doğramacı atölyesi, komple bir tezgahı olan biri ufak işler yapabilir.

Bu işin doğrama tarafı, diğer yanda  kerestecilik tarafına bakarsanız, sanayiye kıyasla çok basit sayılabilecek bir bıçkı atölyesi olan biri de tomruk biçip kereste imal edebilir. Bunlar tabii rakip durumdalar, sanayiin rakibi böyle küçük işletmeler, atölyeler. Bunlar yasaların gerektirdiği bazı harcamaları yapmadıkları gibi, ağaç işleme tekniğinin de gereklerini tam olarak yerine getiremediklerinden ve kapasitelerinin çok üzerinde taahhüde girdiklerinden, sonuçta kendilerinden ucuz fiyata mal alan müşterilerine kaliteli ürün ve hizmet veremezler. Bu da neticede ağaç mamullerinin adının kötüye çıkmasına sebep olur. Bu ağaç sektörünün şanssızlığının başka bir sebebi.

Ağaç sektörü şanssız bir sektör ve bizim Ahşap Derneği’nde yapmaya çalıştığımız bu zaten, yanlış yönlendirilmeyi ve tüketicinin kafasına sokulmuş yanlış şeyleri düzeltmeye çalışıyoruz. Hep söylüyorum, bu amatör bir hizmettir. Belki biz bunun meyvelerini bugün göremeyeceğiz ama bizden sonrakiler biraz daha aydınlanmış olacaklar. Bu insanlar küçük atölyelerde ekmek derdindeyken maliyet çok önem kazanıyor, ikinci üçüncü etapları düşünmek durumunda değiller. İki sebepten; birincisi bazı şeyleri bilmiyorlar, -ama bugün müşteri bazı şeyleri sorar oldu- ikincisi pek de umursamıyorlar. Yani “Ben ekmeğimi yiyeyim, gerisi Allah kerim” mantığıyla hareket ediyor. Örneğin kurutma; küçük işletmelerde kurutma bilimsel anlamda yapılmıyor, müşteri aldığı duyumlar etkisiyle, “Senin ağacın kurutulmuş mu?” diye soruyor ve çoğunlukla evet cevabını alabiliyor. İkincisi emprenye işlemi hiç bilinmiyordu, şimdi bu ikisi biliniyor ama bunların bilinmediği süreci veya bilinse bile imalatçının umursamadığı gerçeğini de ekliyorum, bu şekilde yapılan kötü işlerin insanları ahşaptan soğutması çok doğal. Adam pencere yapmış, pencere şişmiş, su almış ve bu durumda kalan müşteri, pvc pencere çıkınca sorunsuz olacağını zannederek hemen onu almaya başlamış. Halkımız bence yanlış iş yapıyor, bugün artık Avrupa’da terkedilmekte olan doğramayı biz hâlâ alıyor, satıyoruz. Neticede ağaç kullanımını yeterli seviyeye getiremiyoruz. İki türlü kötülük var bunda. Birincisi; ağaç sanayii gelişmesi gerektiği kadar gelişemiyor, orman bölgelerindeki iş gücümüz düşüyor, hatta başka yerlere gidip iş aramak durumunda kalıyor. İkincisi; ağacın doğal sıcaklığını kaybetmiş oluyorsunuz. Bir konut veya bir işyeri düşünün; içerdeki dekorasyonu tamamlayan tertemiz güzel bir ahşap doğrama görüntüsünü başka malzemelerle kıyaslamak mümkün mü? Bu, ağaç sanayiinin yaşamakta olduğu ve muhakkak çözmesi gereken bir durum. Bizim belki de Ahşap Derneği’nde başarabileceğimiz bir konu. Bu doğrultuda mücadele gücümüzü odaklamamız gerekli. Pencere doğraması işinde bakıyorum, artık bugünkü ahşap işleme teknikleriyle kusursuz  doğrama yapmak mümkün, üstelik rakiplerin getirdiği bitmiş teslim, az bakım v.b. bütün avantajları da sağlamak kaydıyla.

İşimiz ahşabı iyi işlemeye kalıyor. Bugün emprenye işlemi belki bir yük getiriyor, ama büyük miktarlar söz konusu olduğunda, ahşap doğrama çok satılmaya başladığı zaman, belki herkes kendi emprenye tezgahını kuracak. Bilinçli bir çalışma yapılmalı diye düşünüyorum, ahşabı bilhassa doğramada az kullandığım için üzülüyorum. Çok kullanmamız gerek, hala girilmemiş ormanlarımız var, gelişmesi için ormanın içine girilmesi, bilimsel kesim yapılması gerek. Ormanlar kendini yenileyebilen ender doğal varlıklardandır, iyi işletme halinde de şüphesiz kendi bölgelerinde işsizlik meselesinin çözümüne katkı yapacaklardır.

Bir de depremin sonucu olarak karşımıza çıkan ahşap yapı konusu var. Mesleğim dolayısıyla da bu fikri ortaya çıktığı günden beri destekleyenlerden biriyim. Bunu ortaya koyduğumuz zaman, asırlar boyu Anadolu’da geleneksel hale gelmiş ahşap inşaat sistemlerinin yok olma sürecinde olduğunu gördük. Üniversitelerde ahşap dersinin bile okutulmadığını öğrendik. Bir ev yapmak üzere yola çıkıldığında, statik hesaplara ve şartnamelere gerek duyulur, biz de bunları üniversitelerden alalım dediğimiz zaman, gördük ki üniversitelerde son zamanlarda ahşap konusunda pek çalışma yapılmamış. Son zamanlarda bu yolda biraz hareketlenme görülüyor, sanırım bizim derneğin bunda önemli bir payı var.

Değinmek istediğim bir nokta daha var. Ahşabı seven bazı arkadaşlarımız, herşeyin yerine ağaç koymaya çalışıyorlar, ahşap güzel tabii ama her yere olmaz. Yıllardan beri kullanılan, kendini ispat etmiş sistemler olan çelik ve betonarmeyi inkar edemeyiz, bu yola sapmadan ahşap kullanımını teşvik etmek lazım.

Bir sürü müstakil evler, villalar yapılıyor. Tabii modanın yanısıra depremin de rolü oldu bunda. İnsanlar villada oturmak için mi kentten uzaklaştılar, yoksa ahşabı sevdiklerinden mi onu pek bilemiyorum, ama en azından ahşabın da bu trendden faydalanması lazım. Bu kültür, bu bilinç bilhassa büyük şehir çevresinde unutulduğu için çok yanlış uygulamalar var.

- Sizin grup olarak ahşap ev çalışmalarınız var mı?
- Bizim bu yönde çalışmalarımız var, ama bu saha daha oturmadı, yani benim gözlemime göre talep belirlenmedi. Kar bölgelerinde yapılan kütük evler vardır. O bölgenin doğal koşullarına uygun olarak planlanmış yapılardır bunlar. Ama geçenlerde gördüm, adamın biri denizin kenarında kütük ev yaptırmış. Geleneksel  Anadolu mimarisinde birçok yapım tekniği vardır, ama bunlar yapım mahalline, çevreye uygun olur. Yani hava koşullarının sert olduğu yerlerdeki binalar başka, ılıman yerlerdeki ahşap binalar başkadır. İnsanlar buna bakmadan Kuzey Ülkeleri’nden aldıkları tomruklardan denizin kenarına kütük ev yapmayı düşünebiliyorlar. Dolayısıyla bu yönde de Ahşap Derneği’nin eğitici bir çalışması olması lazım diye düşünüyorum.

Ahşabın kullanım alanlarından bir tanesi de parkedir. Türkiye’nin bu konuda elindeki hammadde olarak en iyi malzemeler kayın ve meşe. Bugün tabii alternatif kullanım malzemeleri var, bunları yapanlar da var Türkiye’de. Bence Türkiye’nin zemin kaplamaları konusunda da iddia sahibi olması lazım. Bilimsel kurutma yoluyla da daha evvel yaşanan problemler yaşanmayacaktır. Türkiye’nin mevcut kaynakları zemin kaplamalarında gayet güzel kullanılabilir.

Grubumuza dönersek, tüm bu ahşap işlerinin yanısıra otel tefrişi de yapıyoruz. Bu sadece genel mahallerin dekorasyonu anlamında değil, oda tefrişi şeklinde de oluyor. Bu konuda oldukça tecrübeli bir grubuz.

- Asıl hizmetinizin toplu projelerde olduğunu biliyoruz, özel talepler de oluyor mu?
- Şimdi açık söylemek gerekirse dostu çok olan insanlar olarak bu konu bizi hep zorlar. Benim cevap verdiklerim oluyor veremediklerim de oluyor. Neden bazılarına cevap veremiyorsunuz derseniz; ahşap sanayiinde bazı sınırlamalar var, yani bizim mevcut tesiste bir çok şeyi yapmamız mümkün ama bazı şeyleri yapamadığımız da oluyor. Onun için doğrusunu söylemek gerekirse özel işleri pek sevmiyoruz. Yine de talepleri imkanlarımız yettiğince çözmeye çalışıyoruz.

Bizim asıl hedefimiz, tabii ki konut grupları, villa siteleri, oteller  velhasıl toplu işler.

- Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz.