|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
» Konferans- Aziz Şasa | ||||||||||||||||||||||||||
|
Tarihinde ahşap ile sayısız sanat eseri niteliği taşıyan yapıtlar gerçekleştiren bir toplumun özellikle 60’lı yıllardan sonra bu malzemeye yüz çevirmesi çok ilginç bulduğum bir süreç. Neredeyse “beşikten mezara kadar” günlük yaşamda bu denli yoğun kullanım görmüş bir malzemenin anılan bu süreç sonrasında, adeta yok sayılmasının sebeplerinin araştırılması, geleceğe ışık tutmak yönünden yararlı olacaktır. Bu sürecin doğru analizi ve ahşap sektöründe çalışanların bu süreçteki rolleriyle hesaplaşmasının, yeni ve olumlu bir sürecin başlangıç noktasını oluşturacağı düşüncesini taşımaktayım. Bu konuda sadece toplumsal değişimler mi etkili oldu? ”Modernleşme” olarak adlandırılan süreçte, geleneksel nitelik taşıyan toplumsal alışkanlıklardan vazgeçilmesi yönündeki sistematik bir gayret çok belirgin bir şekilde yaşanmıştır. Bunun ahşaba ilk yansıması, bu malzemenin yapı malzemesi olarak kullanımının şehirlerden başlayarak kırsal alana kadar giderek artan oranda azalması şeklinde görülmüştür. Batılılaşma sürecinde bu malzemenin geçmişteki kullanımının nedeni hiç araştırılmamış, aksine neredeyse ayıp sayılmıştır. Geçmişin ahşap yapılarının korunması düşüncesinin gündeme gelmesi, neredeyse artık korunacak bina kalmadığı noktada gerçekleşmiş, ancak bu koruma sadece mimari bir tarzın son örneklerini kurtarmak ekseninde olmuş, fakat ahşabın malzeme olarak kullanım nedenleri gene araştırılmamıştır. Modernleşme, kentleşme bağlamında bir betonlaşma ile özdeşleşmiş, belde statüsüne ve dolayısıyla belediyelerine kavuşan her kırsal yerleşimde geleneksel yapılardan kurtulmak yönünde çok belirgin bir gayret gösterilmiştir. Kısacası, ahşabın yapı malzemesi olarak kullanımındaki dramatik azalma, kanımca büyük oranda modernleşme sürecinin bir sonucudur. Ahşabın doğrama ve benzeri yerlerdeki kullanımının azalması ise daha yavaş bir şekilde gerçekleşmiş, ancak bunun temel nedeni modernleşme olmamıştır. Bu malzemeyi işleyen sektörün yapısı ve eylemlerinin bu süreçteki rolü nedir? (standartsızlık, bilinçsizlik, eğitimsizlik ve etik kurallar konusundaki sorunlar) Geçmişte ahşap sektörü, dülger ve marangoz eksenlerinde oluşan bir küçük işletme yapısına sahipti. İlk önce dülgerlik deyimi tarihe gömüldü, ikinci evrede ise marangozların en iyileri Almanya’ya göç etti. Buna ilaveten Gayrimüslim ustaların ülkeyi veya mesleği terk etmeleriyle ise işi bilen kalmadı. Usta-çırak silsilesinin yerini almaya aday olan meslek eğitiminin modernleşme kurbanı olmasıyla kaybın telafisi olanağı da kalmadı. Kısacası, ahşabın müşteriye yönelik yüzü tümüyle yok oldu. Ben, şu anda piyasada marangoz olarak çalışan kişilerin (bazı az sayıdaki istisna dışında) planya ve benzeri bazı makinaları sadece bir nebze kullanabilen bireyler olduklarını düşünüyorum. Bu tarif, bir kişiyi marangoz olarak nitelemek için kesinlikle yeterli değildir. 1954 yılında bir Rum usta tarafından masif ağaçtan yapılan bir lake yemek masasının sahibi bir kişi olarak gerçek zanaatın ne olduğunun farkındayım ve günümüzün hiçbir marangozunun böyle bir masayı yapamayacağını da maalesef çok iyi biliyorum. Marangozluk kavramının halkın gözünde nerdeyse yüz kızartıcı başka deyimlerle eşdeğer tutulmasının nedenini de burada aramanın doğru olacağını düşünüyorum. Bu mesleğin bu denli düşmesinin, ahşap malzeme için toplumda oluşan önyargıların temelini oluşturduğuna kesin olarak inanıyorum. Günümüzde sektörün ağırlıklı olarak hala küçük işletme yapısına sahip olması nedeniyle, bu yaranın bir an önce tedavisinin mutlak bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim. Ahşap malzeme ticaretiyle uğraşanların büyük bölümünün esasen bu sektöre hasbelkader girmiş olan ve mesleklerini çok fazla sevmeyen kişiler olduğunu düşünüyorum. Bu bilinçsizlik ve sevgisizliğin toplumda genel anlamda yaşanan etik değerler erozyonu ile birleşimi sonucunda, bu kesim tarafından sergilenen yadırgatıcı davranışların (geniş ölçü toleransları vs.) halkın ahşaba olan önyargılarının ciddi oranda artması sonucunu doğurduğunu düşünüyorum. Sektörde hammadde arzının geçmişteki birincil kaynağı olan Orman Genel Müdürlüğü’nün bu konudaki rolü nedir ? Bilindiği gibi bu teşkilat 50’li yıllardan 80’li yılların sonlarına kadar hammadde konusundaki tekel niteliğindeki kaynaktı. Bu süreçte teşkilatın derin politizasyonu ile eşzamanlı olan orman politizasyonu sonucunda, bu teşkilatın temel görevi ikinci planda kalmanın ötesinde neredeyse unutuldu. Milli bir kaynak olan ormanlarımıza sahip çıkılma ve bu kaynağın kullanımı konusunda sergilenen yöntem, kısmen paranoyalarla bezenmiş, kendinden menkul bir anlayışın hakim olduğu bir manzaraya sahip oldu. Tüm bu süreçte ne ormanlar korunabildi, ne de geliştirilebildi. Tam aksine yanlış istihsal yöntemleri ve politizasyon sonucunda, hem varlık azaldı hem de üretilen hammaddenin kalitesizliği sonucunda ahşap sanayiinin verimi düştü. Dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan ilkbahar istihsali ve satış sürecinde sergilenen inanılmaz yavaşlık sonucunda, milli servetimiz kelimenin tam anlamıyla ardaklandı. Kimse orman istihsalinde oluşan bazı artıkların yonga ve lif levha sanayiinde kullanımı konusunda gene teşkilat içinden gelen önerilere kulak asmadı. Sonuçta bu tutum tüm sektörün ciddi oranda kan kaybına uğramasına neden oldu. Özetle, Orman Genel Müdürlüğü tarafından sergilenen tutum, sektörün çöküşünde önemli bir rol oynadı. Bundan çıkartılan dersler: Sektördeki tüm aktörlerin sektörün geldiği olumsuz nokta yönünden aynı derecede sorumlu olduğu düşüncesindeyim. Eski alışkanlıklardan vazgeçilmesi, yukarıda değindiğim sorunların giderilmesi konusunda gayret gösterilmesi ve tüm aktörlerin ortak bir hedefte birleşmesi sektörün rehabilitasyonu yönünden yaşamsal bir gereksinmedir. Böyle bir rehabilitasyonun tüm aktörlerin lehine olacağının, çok net bir şekilde algılanmasının gereği büyük önem taşımaktadır. Bugün bu toplantıda ve bu ev sahibi organizasyonun girişimi sonucunda bir araya gelinmiş olması yeni ve olumlu bir sürecin başlamasında önemli bir kilometre taşı olmaya adaydır. HATIRLATMA Ahşabın işlenmesi sırasında tüketilen enerji diğer malzemelere oranla çok daha düşüktür. Ahşabın özgül ağırlık - mekanik özellik oranı eşsizdir. Ahşap doğal bir malzemedir. Modernleşme paralelinde yürüyen modern imarlaşma hareketinin sonucunda geleneksel yapı tekniklerinin yok edilmesi, çok sayıda cana mal olmuştur. Bunun bu denli acı bir şekilde algılanması, ahşap yapıya önemli bir yönelmenin yaşanması sonucunu doğurmuştur. Ancak bu yönelmeye sektörün hazırlıksız yakalanması sonucunda, çoğu kez standartlar yönünden çok tartışmalı uygulamalar gündeme gelmiş ve maalesef bu rüzgardan yeterince yararlanılamamıştır. Bu bağlamda, deprem sonrasında panik halinde imar ve yapı mevzuatında yapılan değişiklikler sırasında gerekli örgütlü katılımın, sektörce gerçekleştirilememesi ahşabın dışlanması sonucunu doğurmuştur. Depreme dayanıklılığı kanıtlanmış bir malzemenin, deprem bağlamındaki bir düzenlemeden dışlanması tek kelimeyle bir skandaldır. Öte yandan çelik inşaat sektörü “Yapısal Çelik
Derneği” adıyla kurduğu örgütle ciddi bir lobi faaliyetine girişmiş
ve bunda başarılı olmuştur. Aynı sistematik gayret henüz ahşap sektörü
tarafından maalesef gösterilmemiştir. Geleceğe yönelik stratejinin belirlenmesi: Envanter, durum saptaması: Giriş bölümünde değindiğim hataların analizi sonucunda yapılmaması gerekenlerin listesi çıkartılmalı ve anlatılmalıdır. Bu konuda konsensüs olmaksızın yapılacak her çalışma başarısızlığa mahkum olacaktır. Bilimselliğin ışığında adımlar atılması: Bilimselliğin ışığında atılacak adımlar, ahşabın müşteriye dönük yüzünün düzeltilmesi için atılacak ilk adımdır. Sektörün kendine çeki düzen vermesi, eğitim ve tanıtım konusunda gerekli ivedi adımlar atılması: Bu başlık ise toplumu kazanmanın yolunu açacak olan diğer temel unsurdur. Bu sürecin bilimsel çalışmalarla birlikte ve yoğun katılımla yürütülmesi gereklidir. Saygılarımla. |
|||||||||||||||||||||||||||