AHSAP EV
BOYA
DUVAR PANEL
EMPRENYE
KAPI
KAPLAMA
KERESTE
KONTRPLAK
MERDİVEN
OSB
OYUN PARKLARI
PARKE
PENCERE
PROFİL
SAUNA
ZEMİN KORUYUCU
 
Konferans - Özcan Balkır


Türkiye'deki orman sorunu
Özcan Balkır: “Sayın Kemal Derviş dedi ki; “Biliyorsunuz, bizim memleketimizde doğal kaynaklarımız yok.” Bitirmesini bekledim konuşmasını ve dedim ki; “Sayın Derviş, bir yerde yanılıyorsunuz gibime geliyor, bizim ormanlarımızın varlığından bihabersiniz. İnsanın petrolü olmayabilir, doğal gazı olmayabilir ama bizim ormanlarımız var. Bunu hiç kimse kaile almıyor, siz de yeni geldiniz, ben sizi uyarıyorum.”

Muhterem Başkan, sevgili meslektaşlar. Başkan bana “Konuşmanızın metnini verebilir misiniz?” diye sordu, “Yok, ben konuşma metni olmaksızın konuşacağım” dedim. Belki de biraz hayret etti, benim hafifliğime verdi ama mevzu o değil. Aşağı yukarı ben de 50 senedir bu işin içinde olduğum için yazılara pek bakmam gerekmiyor artık. Bizim İthalatçılar Meclisi dediğimiz bir kuruluşumuz var, onun da bir İcraat Kolu var. Son zamanlarda pek faaliz, çünkü ekonomik durum  yerle bir olunca bütün umut ihracata kaldı. Şimdi herkes ihracatı nasıl teşvik ederiz diye yeni uyandı, Türkler biraz geç uyanır! Dolayısıyla biz şimdi pek revaçtayız. Geçenlerde bizim İcraat Kolu Sayın Kemal Derviş’i davet etti. O da eksik olmasın geldi ve bir toplantı yaptık. Orada açılış konuşmasına başlarken Sayın Kemal Derviş dedi ki; “Biliyorsunuz, bizim memleketimizde doğal kaynaklarımız yok.” Konuşmasını bitirmesini bekledim ve dedim ki; “Sayın Derviş, bir yerde yanılıyorsunuz gibime geliyor, bizim ormanlarımızın varlığından bihabersiniz.” Baktı, “Tabii, insanın petrolü olmayabilir, doğal gazı olmayabilir ama bizim ormanlarımız var. Bunu hiç kimse kaale almıyor, siz de yeni geldiniz, ben sizi uyarıyorum, bu büyük kaynaktan Türkiye oldum olası faydalanamamıştır, bundan sonra bundan faydalanmanın yollarını bulmak zorundadır.” dedim. Niye böyle konuşuyorum? Şunun için; Türkiye’de bütün problemler bir türlü eskimez, hep tazedir. Niye? Çünkü problemleri kısa yoldan halletmesini bilmeyiz. Bizim bir genel müdürümüz, müşteşar olmuştu ve ihracatçılara hitaben konuşma yapacaktı. Geldi, dedi ki; “Ne kadar tanıdık yüzler görüyorum. 10 sene olmuş genel müdürlüğü ile müşteşarlığı arasında... Sıra bana geldi cevap vermem lazım. Dedim ki; “Sayın Müşteşar, sizin pek memnun olmamanız lazım, çünkü burada 10 sene evvelkine nazaran çok daha genç yüzler görmeniz gerekirdi. Burası çok büyük bir memleket insanlar çok çabuk yaşlanıyorlar, çok genç yüzlere hitap etmeniz gerekirdi, ama aslında hayretinizi problemler gelmeye başladığı zaman göreceğim. Çünkü 10 sene evvelki problemleri bir daha göreceğiz burada, hiç bir tanesi hallolmamış.” Adamcağız hakikaten üzüldü, ama gerçek bu. Yani biz bir çok problemi ufak da olsa halletmek ve ondan sonra yenilerin üzerine gitmenin imkanından biraz yoksunuz. En büyük hatalarımızdan biri bu. Türkiye’de orman mevzuu deyince orman ürünleri sanayii biliyorsunuz ki hiç bir zaman bütün dünyada olduğu süre ve süratte gelişememiştir. Sebebi nedir? Birincisi hammadde; memlekette istikrarlı bir fiyat olmazsa o ülkede sanayi olmaz. Sanayici hiç olmazsa bir kaç ay sonrasını görmezse nasıl sanayicilik yapar? Mümkün değil. Ama bu Türkiye’de mümkün, çünkü Türkiye’de sanayici bütün dünyada pek göremediğiniz yarı deli, yarı cesur bir adamdır. Balıklama atlar, korkmaz, bazen tökezler, düşer, bazen şansı yaver gider, hiç bir garantisi yoktur. Ama benim kanaatime göre dünyada nadir görülen müteşebbislerden biridir. Eğer o karakterde olmasaydı bugün orman sanayi diye bir şey olamazdı. Çünkü devlet Türkiye’de orman sanayiini önlemek için önüne her türlü barajı koymuştur. Burada birinci madde hammaddedir. Biliyorsunuz 1923 senesinde rahmetli Atatürk kavgalar bitip, cumhuriyet ilan edilip de baktığında görmüş ki, bütün sahalarımız da olduğu gibi ormanlarımız da perişan, haklı olarak demiş ki burada ne yatırım yapılır ne bu korunabilir, özel sektör diye bir şey yok zaten ve devlete demiş ki siz ormanlara el koyun burayı işlenebilir hale getirin, koruyun, geliştirin ve Orman Genel Müdürlüğü kurulmuş. Çok iyi olmuş çünkü yok olmak üzereymiş ormanlarımız. O zaman bu çok zorunluydu. Fakat Orman Genel Müdürlüğü sonradan Orman Bakanlığı ismi altında Türkiye’nin en büyük sorunu haline gelmiş. Bugün gözlerden uzak kalan bu iş aslında Türkiye’ye çok büyük şeyler kaybettiriyor. Bakın; Orman Bakanlığı son derece devletçi bir görüşle ve de orman camiası içinde olmayana daima şüpheyle bakarak, ya kaçakçıdır, ya ormanı mahvedecek, ya keçi sokacak, ya baltayla girecek endişesi içinde ormanları tamamen pasifize etmiştir. Ayrıca devletle ilgili işlerde orman mevzu bahis olmuş, özel sektör geldiği zaman büyük tereddütler olmuştur. İhracat yapıyoruz, zar zor ikna edebilmişiz hükümeti. Seka’ya tomruklar geliyor, hepsi 1. sınıf, ben son derece üzülüyorum, soruyorum işletme müdürüne; bu tomruklar nedir? Seka’ya gidiyor bunlar diyor. Aman efendim bunlar 1.sınıf tomruk,  sizin Seka’ya göndereceğiniz tokruk bunlar olmamalı. “Efendim kontenjanımız var, onun için toplamamız lazım.” diyor. “Aman efendim, yapmayın, söylerseniz vazgeçerler” deyince “Bu kadar niye endişe ediyorsunuz? Seka da devlet, biz de devletiz, devlet devlete mal veriyor ne olmuş yani” diyor. Bir gün Seka’ya gidiyorum bir tanıdık vasıtasıyla, o zaman kayın ihracatı çok popüler, diyorum ki: “Se ka’da tanıdığınız varsa gidip görüşelim.” Bir arkadaş çıkıyor “Alımlardan sorumlu Seka Genel Müdür muavini benim akrabam” diyor ve “Tamam beraber gidelim.” diyoruz. Sohbetten sonra kahve, çay derken “Nedir ziyaret sebebiniz diye?” soruyor adamcağız, ben de diyorum ki; “Biliyorsunuz siz kayın kullanıyorsunuz, biz de ihracat yapıyoruz. Size çok güzel mallar geliyor, benim önerim şu ki bizim ihtiyacımız olan kayın ve siz nasılsa parçalıyorsunuz çıkan yan tahtaları, artıkları size verelim siz bize tahsisinizi verin milli servet heba olmasın. Adamcağız bana baktı, “Biz mi kayın kullanıyoruz, kim demiş? Allah Allah” dedi, bir telefon “Hüseyin Bey’i gönder.” Hüseyin Bey geldi; “Hüseyin Bey, biz kayın kullanıyor muyuz?” Adamcağız ezildi, büzüldü “Evet” dedi. “Ne kadar?”, “Yılda 10.000 metreküp” dedi. Adamcağız bana döndü dedi ki; “Özcan Bey iyi ki geldiniz. Bakın ben bizim fabrikaların kayın kullandığını bilmiyordum, öğrendim.” Şimdi, böyle komik hadiseler var. Bizim ormanları ıslah etmemiz lazım. Derhal ürün tarzımızı değiştirmemiz lazım. Şili’den, Yeni Zelanda’dan buraya tomruk getiriyorduk. Bu tomrukların parası ödendikten sonra buradaki fiyatı bizim devletimizin, hükümetimizin, Orman Bakanlığımız’ın çıkardığı tomruğun bedeliyle aynıydı, düşünebiliyor musunuz? Burada iki sebep var; bunlardan bir tanesi orman üretiminin son derece devletçi bir zihniyetle yapılması. İkincisi devletin para götürüyor diye tomruğun üzerine bir sürü köy hizmetini, yol hizmetini yüklemiş olması. Bu, ekonomik bir görüş değil. Artık gümrük birliğiyle biz de dünya pazarlarına tamamen gümrüklerimizi indirdik, açtık. Orada süregelen kaidelere bizim de uymamız lazım. Uyuyan bir dev olan ormanları uyandırmamız lazım, ama hükümetimiz o eski tekelciliğiyle ormanları hiç kimseye bırakmak niyetinde değildir. Ormanın özelleştirilmesi mümkün değil Türkiye’de. Çünkü Orman Bakanlığı özel sektörün ormancılık yapacağına inanmıyor. Misaller gösteriyoruz, bakın; adamlar lale yetiştirir gibi, gül yetiştirir gibi plantasyonla ağaç yetiştiriyorlar ve her 20 sene de bir bunları kesip döviz kazanıyorlar. Biz de bunları yetiştirecek yer mi yok? Aynı iklim kuşağındayız. Tabi ki mümkün. Aldık bir çok arkadaşımızı devletten, özel sektörden gösterdik, “Bakın biz neler kaybediyoruz. Ama olmuyor.” dedik. Çünkü adamlar bakıyorsunuz; 1. senede yapılacak işler bunlar, 2. senede yapılacak işler şunlar, ama bizde öyle değil, bizde etrafı çevrili bir saha varsa tamam yetişsin gitsin. Tahammül de yok. Böyle endüstriyel ağaca önem  vermek yok. Ben bir gün bir orman fakültesinin profösörlerinin bulunduğu bir toplantı da bunu söylediğim zaman bana çok kızdılar. Ama gördüğüm şu ki, millet endüstriyel ağaç yetiştirerek döviz kazanıyor. Biz neden kazanamıyoruz? Biz bir de döviz veriyoruz dışarıya mal gelsin diye. Unutmayın Türkiye’nin 1/4’ü ormanlardan oluşmuş, bizim çok büyük paralar kazanmamız lazım ama hammadde mevzuunda siz bir garanti veremezseniz orada ciddi yatırımların yapılmasını isteyemezsiniz. Herkes, hele böyle büyük enflasyonların yaşandığı bir memlekette herhangi bir  hammadde garantisi olmadan bir tesisi can-ı gönülden yapması mümkün değildir.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.