|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
» Haberin devamı.... |
|||||||||||||||||||||||||
|
Yıldız Entegre Laminat Parke Üretimine Geçiyor -
1975, Samsun doğumluyum. Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü’nde
okudum. Yıldız Entegre Ağaç Sanayii yönetim kurulu üyesiyim, aynı
zamanda işletme içerisinde de çalışmaktayım, üretimle ilgili bölümler
benim sorumluluğum dahilindedir. Firma olarak Yıldız Ailesi bu sektörün
en eskilerinden biridir. Üçüncü jenerasyon olarak ormancılıkla uğraşıyoruz;
dedemin babası da ormancılıkla uğraşıyordu. Biz, Karadeniz Bölgesindeki
tek meslek olan kerestecilikten geldik. Yıldız Ailesi, 1970 yılında
Bursa İnegöl’de İstaş adındaki ilk sunta fabrikasını satın aldı.
Bu işe hisse alarak başladık ve daha sonra hisselerimizi arttırarak şirketin
yönetimini ele aldık. Şirketi çok daha yukarılara taşıdık. Daha
sonra Gaziantep’te kapalı olan ikinci el sunta tesisini satın aldık.
Bu tesisi de faaliyete geçirdik. 1990’lı yıllarda Bursa İnegöl’de
Starwood Orman Ürünleri adı altında bir sunta tesisine kurma çalışmalarımız
başladı. Sunta tesisi, kontrplak tesisi, kaplama tesisi, mobilya tesisi,
kereste tesisi, emprenye tesisi ve kumaş boyası tesisleri ile fabrikayı
büyüttük. Yıldız Ailesi; Ahmet Yıldız, Fehmi Yıldız, Mehmet Yıldız
adında üç kardeşin faaliyet alanlarını bölmesiyle farklı
fabrikalar kurdu. Babam Fehmi Bey, Samsun’da Yıldız Kimya adı altında
tutkal ve reçine üretme tesislerini kurdu. Çevredeki ve Gebze yöresindeki
sunta fabrikalarına ve Türkiye’deki diğer fabrikalara reçine ihtiyacı
sağlanmaya çalışıldı. Üretim bandımız, ihtiyaçlar, tüketimler
ve kalitemiz arttı. İhtiyaçları karşılayamaz hale geldik. Samsun
kendi memleketimiz olduğu için yatırımımızı oraya yapmıştık
fakat bu bölgede entegre yatırım olmadığı için malları sürekli
olarak Marmara Bölgesi’ne, Akdeniz’e ve Ege’ye taşıyorduk. Malın,
Samsun’dan bu bölgelere taşınması nakliye açısından ayrı bir külfet
getiriyordu. Pazara yakın olması, daha kısa sürede, daha düşük
maliyetlerde mal elde etmek için İzmit’te bir tutkal fabrikası daha
kurduk. Bugün; aktif durumda olan iki tutkal fabrikamız bulunmaktadır.
2001 yılı başında da Fehmi Yıldız ve ailesi olarak İzmit’te MDF
tesisi yatırımı kararı aldık. Makinelerimizin siparişini vermiştik,
makinelerimiz yapılmaya başlanmıştı ki Türkiye ekonomik krize girdi.
Şirket olarak krizden sonra bir müddet ne yapabileceğimizi düşündük.
Şirket yönetim kurulu yatırıma devam kararı aldı. Kriz bizim hızımızı
engellemedi. Hedeflerimizde MDF tesisimizin devreye girme tarihi 2002 yılının
Ekim ayı olarak belirlenmişti. Bir ay gecikme ile 2002 yılının Kasım
ayında ilk üretimlerimizi yaptık. Şu anda tesisimiz tam kapasiteyle üretim
gerçekleştirmektedir. -
Üretim hattınıza eklemeyi düşündüğünüz yatırımlar nelerdir? -
Tesisimiz, 2002 yılı itibariye dünyada kurulmuş en uzun MDF hattına
sahiptir. Türkiye’nin en büyük MDF tesisidir. Günlük üretim
kapasitemiz 1000 m3’dür. Avrupa’nın da sayılı tesislerinden
biridir. Tesisimizde faaliyette olan melamin kaplama ünitemiz, MDFLAM
olarak tabir ettiğimiz dekor kağıdı ile kaplanmış levha üretmektedir.
İkinci MDFLAM hattımız da 2003 yılı başlarında hizmete girecektir.
Laminat parke hattımız 2003 yılının sonlarına doğru faaliyete geçecektir.
Üretim kapasitesi yüksek olan tesisimizde müşterilerimiz yan ürünler
isteyecektir. Parke var mı?, MDFLAM var mı?, profil var mı? soruları
sorulacaktır. Artık tesisler, birer market haline geliyor. Girdiğiniz
bir firmadan her şeyi almak istiyorsunuz. Adımızdan da anlaşılacağı
gibi şirketimiz entegre bir tesis olacak. Şirketimizin 2004 yılında
faaliyete geçirmeyi düşündüğü bir de sunta tesisi projesi
bulunmaktadır. Türkiye’ye yeni bir sunta tesisi kazandırmayı amaçlıyoruz
çünkü en yeni sunta tesisi yine şirketimiz gruplarından Starwood’un
1994 yılında İnegöl’de kurduğu sunta tesisidir. Starwood’dan
sonra yeni bir tesis kurulmadı. Starwood’dan evvelki tesisler zaten
oldukça eskilere, 10-20 yıl gerilere gidiyor. Ülkemizin böyle bir
tesise ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Biz de entegrasyonun bir parçası
olarak MDF tesisinin yanında sunta ve parke tesisi projeleri
hedefliyoruz. -
İhracaata yönelik hedefleriniz nelerdir? -
Tesisimizin üretim kapasitesi yüksektir. Hem yurt içi hem yurt dışı
taleplerini karşılayabilecek durumdadır. Dünya’da MDF eksikliği
bulunmaktadır. Komşu ülkelerimizin bir çoğunda MDF fabrikaları
bulunmamakta Türkiye’de ise 6 MDF tesisi bulunmaktadır. Yunanistan,
Bulgaristan, Suriye, İran, Irak, Arabistan, Türki Cumhuriyetler,
Makedonya ve Ukrayna var olan sunta pazarlarımızdır. MDF olarak da aynı
pazarlara girmeye çalışıyoruz. Şu anda yaklaşık olarak
kapasitemizin %25’i ihracaat olarak düşünülmektedir. Bu oranın artış
göstereceği inancındayız. -
İhracatınızı gerçekleştirmekte deniz ulaşımını mı kullanıyorsunuz? -
Bildiğim kadarıyla İzmit’te 12 tane özel ve kamuya ait liman
bulunuyor. Denize olan uzaklığımız 20 km ve İzmit liman bakımından
en zengin şehirdir. Bu sebeple ihracatımızın nakliyesinde sorun yaşamamaktayız. -
Sektördeki problemlerden bahseder misiniz? -
Öncelikle hammadde problemi var. Türkiye’de 6 MDF fabrikası var fakat
ülkemizde mevcut fabrikaların ihtiyacını karşılayacak hammadde
bulunmamaktadır. Bizler şu anda ihtiyaçlarımızın % 60’ını ithal
hammadde ile karşılıyoruz. Rusya’dan ve Ukrayna’dan ihtiyaçlarımızı
karşılıyoruz fakat Afrika ve Güney Amerika’da da pazar araştırmalarımızı
devam ettiriyoruz. Rusya ve Ukrayna’da hammadde pazarında bir daralma
var çünkü bu ülkeler hammaddelerinin ülkelerinde değerlendirilmesini
istiyorlar. Yatırımcı ülkemize gelsin, hammaddemizi burada değerlendirsin
düşüncesindeler. Hammaddeyi yurt dışına satmak politikalarına aykırı
geliyor. Fiyatları arttırıyorlar, engel koyuyorlar. Bizler de yeni
pazarlara yöneliyoruz. -
Türkiye’deki ormancılık anlayışına dair görüşleriniz nelerdir?
İntermob’da fıstık çamı fidanları dağıttınız. Bu simgesel armağan,
doğaya verdiğiniz önemin bir göstergesiydi sanırım? -
İnsanlarda, bizim gibi tesislerin ormanları tükettiğine dair yanlış
bir kanı var. Aslında, ekonomik bir değeri olmayan sanayilik odunu ya
da yakılacak odunu değerlendirerek katma değeri yüksek ürün üretiyoruz.
Biz İntermob’da 3000 fıstık çamı fidanı dağıttık, bunların yarısı
dikilse ve dikilenlerin de yarısı tutsa 750 ağaç yetişir diye düşündük.
Aslında ormanlar konusundaki sıkıntılar, yaptırım mekanizmasının
çalışmamasından kaynaklanıyor. Kontroller yetersiz olduğu için
kesilmek için belirlenen alandan da, izin verilmeyen alanlardan da ağaç
kesimi yapılıyor. Kaçak kesimler firmalara ulaşıyor. Bizim kapımızı
çalıyorlar; size şu paraya ağaç verelim diyorlar. Orman Bakanlığı’nın
iznini gösterin dediğinizde izin belgesini gösteremiyorlar. Biz firma
olarak buna karşıyız. Ormanların özelleştirilmesinden bahsediliyor.
Orman özelleştirmesinden çok kesimlerin kontrollü yapılmasını
denetlemek gerekiyor. Yoksa siz bu işe uygun olmayan ağacı kesiyorsunuz
ve bana getiriyorsunuz. İşte bu ormanı katletmek oluyor. Ormandaki dalı,
budağı, ağaç niteliğini kaybetmiş olanları değerlendiriyorum ve
katma değeri daha yüksek bir ürün elde ediyorum. İkinci sıkıntımız
da devletin hammaddeyi yurt dışından getirirken hiçbir ülkede olmayan
kurallar koyuyor olmasıdır. Örneğin; çam ağacının ülkeye kabuklu
sokulmaması isteniyor. Avrupa’nın bu konuya nasıl çözümler ürettiğini
bilmiyorum. İtalya ve İngiltere bu uygulamaya bir şey demiyor. Ülkemizde
yatırım yapılmak isteniyor. Yurt dışından ülkeye yatırımcıların
çekilmesi isteniyor. Bazı büyük kuruluşlar da Türkiye’ye gelmek
istediler fakat var olan sıkıntılar sebebiyle Romanya’ya ve
Yunanistan’a yöneldiler. Türkiye’deki yerli yatırımcılardan da
Romanya’ya ve Bulgaristan’a gidenler oldu. Yatırım yapılsın
istiyorsunuz ama yatırımı desteklemiyorsunuz. Çam ağacını kabuksuz
getirmem gerektiğinden, kabuklarını soymak için ayrı bir bedel ödüyorum.
Aldığınız hammadde, ürettiğiniz üründen daha pahalıya mal oluyor.
Maliyetlerimiz çok yükseliyor. Dolayısıyla, bu alana yatırım gerçekleşmiyor.
Bir diğer sorun da belirttiğim nedenlerden dolayı ürünün maliyetinin
yüksek olması ve yine bu sebeple Türkiye’ye İtalya’dan, İspanya’dan
ithal sunta, ithal MDF gelmesidir. İtalya’da da hammadde sıkıntısı
var, oraya da odun dışarıdan gidiyor, üretim yapılıyor ve ithal
edilerek bizim ülkemize geliyor ve bizim ürünümüzle rekabet ediyor. Türkiye’deki
rekabet ortamının sağlıksız olması beraberinde diğer sıkıntıları
getiriyor. Bazı firmalar malını faturasız satarak %18 avantaj sağlamak
yoluna gidiyorlar. Devletten vergi kaçırılmış oluyor. Aynı ürünle
rekabette olduğumuz için de haksız bir rekabet ortamı oluşuyor.
Bence, öncelikle bu problemin çözülmesi gerekmektedir. Problemin çözümü
çok da zor değildir. Fabrikalara maliyeden birer gözlemci yerleştireceksiniz.
Fabrikaya giren ve çıkan kamyonların kontrol altında tutulmasıyla,
oldukça basit bir şekilde hesaplanabilir. Bir fabrikaya 10 kamyon odun
girmişse yaklaşık 10-15 araba ürün çıkmaktadır. Eğer 10 kamyon
odun giriyor da 5 kamyon odun çıkıyorsa ve odunu da yakıt olarak
kullanmıyor, dağıtmıyorsanız burada bir tersliğin olduğu açıktır.
Denetlemeler yapılırsa kendi içimizdeki haksız rekabeti sonlandırırız.
Bunlar iyi düşünülmeli, hesaplanmalıdır. Şartlarımız
rakiplerimizden çok farklıdır. Elektrik, Almanya’nın beş katı
pahalı, doğalgaz da oldukça pahalıdır. Bu şartlarda üretim yapmak
istiyorsunuz, ihracaat yapmak istiyorsunuz ve sıkıntılar çoğalıyor.
Şaşılacak şeydir ki; Avrupa’dan Türkiye’ye MDF geliyor. Eğer
kalitesi diğerlerinden yüksek olmayan hatta daha kalitesiz ürün ülkeye
giriyorsa bir yerde büyük problemler var demektir. - 2003 yılı için düşündüğünüz yatırımlardan
bahsettiniz, farklı bir projeniz de var mı? -
Firma olarak kalite anlayışındayız. Kaliteden taviz vermeyiz.
Felsefemiz devamlı kalitedir. Kendi alanımızda oldukça ciddi bir yatırımla
1 milyon dolara AR-GE laboratuarımızı kurduk. Firma olarak entegre adını
koyduysak, bu yönde ilerliyoruz. Hedeflerimizi bir ay gecikmeli de olsa
gerçekleştirdik. Türkiye’deki şartlar bir ay gecikmemize sebep oldu
ki bu oldukça iyi bir başarıdır. İnanıyorum ki; diğer hedeflerimize
de ulaşacağız. İnşallah yurt dışından buraya MDF gelmez çünkü
gelen MDF yurt dışına giden para demektir. Bizim amacımız da isteğimiz
de ülkemizin ilerlemesi yolundadır. Meslektaşlarımızdan da beklediğimiz,
yaklaşımlarının ülkemizin çıkarları doğrultusunda olmasıdır.
Elbette ki; yatırımlar için şartların da uygun olması önemlidir.
Biz, yatırımımızı gerçekleştirirken 4.5 km mesafeden elektrik
getirdik. Doğalgazımızın alt yapısını biz yaptırdık. Daha sonra
emeklerinizi de devlete hibe ediyorsunuz. Şartnameler yap-devret diyor.
Yatırımcının, alt yapıyı düşünmemesi gerekiyor. Devlet, alt yapıyı
hazırlamış olmalı. Şartlar sağlandığında, sıkıntılar giderildiğinde
Türkiye’de yatırım yapılır. |