|
|
Yunan
Yapı Ve Mimarlık Tahinde Deprem Dayanımı
P.G. Touliatos: “Yunanistan’ın pek çok farklı bölgesinde geleneksel
yöntemlerle inşa edilmiş yapı ve yerleşimler de, yüzyıllarca
depremlere maruz kalmış olmasına rağmen varlığını
sürdürmektedir."
Doğu Akdeniz’de yaşayan halkların tamamı, zaman zaman farklı şiddetlerde
depremler ve bunların sonuçlarıyla karşı karşıya kalmıştır.
Eski çağlardan beri Aristo ve Pisagor gibi Yunan filozofları, deprem adı
verilen doğa olayını inceleyerek açıklamaya çalışmıştır.
Bugün, yıllık Avrupa sismik enerjisinin %50’si ile dünya sismik
enerjisinin %2’sinin Yunanistan’da açığa çıktığı tahmin
edilmektedir.
Yine de insanlar, binlerce yıldır bu ülkede yerleşerek, uygarlıklar
ve şehirler kurmakta ve anıtlar ile başka yapılar inşa etmektedir. Sık
ve yıkıcı depremlerle karşı karşıya kalmak, yerel halkın bu
depremlerin yapılarda neden olduğu hasarları izleyerek tanımasına ve
böylece sismik hareketlerin etkilerini ve yapıların bunlar karşısında
dayanımlarını az çok anlamasına yardımcı olmuştur. Yapılarını
yeniden ve daha sağlam biçimde, depremin yarattığı dinamik yüklere
daha dayanıklı olarak inşa etmeye çalışan Eski Çağ mühendisleri,
farklı malzemeler, yapım sistemleri ve zaman zaman da gelişmiş
detaylardan yararlanmıştır. Uzun ve zorlu bir izleme, deney, başarısızlık
ve icat sürecinin ardından, yerel ve/veya daha yaygın olarak kullanılan
depreme dayanıklı duvar, çatı gibi yapı ögeleri ile yapım
sistemleri ortaya çıkmıştır.
|
|
Bir yapıyı, zaman zaman insan
kapasitesinin sınırlarını da zorlayan deprem kuvvetlerine her yönden
dayanıklı hale getirmek aslında mümkün değildir. Depremler ve
volkanik aktivite, Yunanistan’da anıtların, başka yapıların, şehirlerin
ve hatta uygarlıkların yok olmasına neden olmuştur.
Diğer taraftan,
örneğin Atina’daki Partenon Tapınağı (M.Ö. 438), İstanbul’daki
Aya Sofya Kilisesi (M.S. 537) ve Aya Lukas Manastırı (M.S. 955) gibi
deprem riski yüksek bölgelerde yer alan bazı mimari anıtlar ise,
binlerce yıl sonra halâ ayakta durmaktadır. Yunanistan’ın pek çok
farklı bölgesinde geleneksel yöntemlerle inşa edilmiş yapı ve yerleşimler
de, yüzyıllarca depremlere maruz kalmış olmasına rağmen varlığını
sürdürmektedir. Depreme dayanıklı tarihi yapıları ve bunlara ait
detayları inceleyip araştırarak, deprem bölgelerinde inşa edilecek
yeni yapıların tasarımında da ilham kaynağı oluşturacak, depremin
yarattığı dinamik kuvvetlere karşı güvenilirliği denenerek saptanmış,
önemli ve kalıcı ilkelere ulaşmak mümkün olabilir.
P.G.
Touliatos
Atina Ulusal Teknik Üniversitesi,
Yunanistan
|